Ölümünün 65.Yıl Dönümünde Ali Naci KARACAN

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars / Puan:
Loading...

Milliyet Gazetesi Kurucusu, uzun yıllar Fenerbahçe Spor Kulübü Genel Sekreteri olarak hizmet eden, usta gazeteci Ali Naci KARACAN’ı ölümünün 65. yıl dönümünde saygı ve özlemle anıyoruz.

Ali Naci Karacan 1896 yılında İstanbul’da Mercan’da ahşap bir evde doğdu. Babası tüccardan Hasan Beydi. Anaokulundan sonra Kumkapı’daki Frerler mektebine devam etti. Çocuk yaşında Fransızca öğrendi. Devamında Galatasaray Lisesi’ni bitirdi. Galatasaray’da edebiyat Öğretmeni Tevfik Fikret’ti. Onun tesiri
altında kalarak şiir ve hikayeler yazdı ve bunlar Rübab Dergisi’nde yayınlandı. Yunus Nadi’nin Tasviri Efkar Gazetesi’nde stajyer gazeteci olarak çalışmaya başladı. Üçüncü yılında yazı işleri müdürlüğüne yükselmişti.
Bir gün hiç umulmadık bir anda Ali Naci, Tasviri Efkârı bıraktı ve Ahmet Cevdet’in çıkarttığı İkdam’a geçti.  Ali Naci, 20 yaşında Türk basınında şöhret sahibi olmuştu. İlk edebi kavgasını İkdam Gazetesi’nde devrin roman üstadı Hüseyin Rahmi ile yaptı. Hüseyin Rahmi’nin “Cadı” romanını “cadı hortladı” başlığı
altında çok sert bir dille hicvetti. Hüseyin Rahmi’nin genç gazeteciye cevabı sert oldu. Uzun süre karşılıklı yazışma barışla sonuçlandı.

Müşterek dostları Kemal Salih’in araya girmesiyle üstadın elini öptü ve Hüseyin Rahmi’nin bir romanını İkdam’da yayınlanmasıyla bütün buzlar erimiş oldu. İkdam’ın sahibi Ahmet Cevdet, Gazetesi’nin yayınından memnundu. Ali
Naci’nin yönetiminde İkdam, büyük gazeteler arasında girmişti. Ancak Ali Naci, bir gün idare müdürünün birinci sayfaya para karşılığı resim koymasına kızdı ve gazeteyi bırakıp gitti.
Kısa bir müddet için tekrar Tasviri Efkar’da çalıştı. Sonra yine vakit gazetesine Yazı İşleri Müdürü olarak geçti. Bu sırada Birinci Dünya savaşı başlamıştı. Askerliğini yapmak üzere gazeteden ayrıldı. Bağdat’taki Türk kuvvetlerine kumanda eden Alman Von der Goltz Paşanın tercümanlığına subay olarak tayin edildi Askerlik dönüşü millet için karanlık günlerdi. Birinci
Dünya Savaşı bitmiş, Osmanlı imparatorluğu parçalanmış, Anadolu’da İstiklal mücadelesi için ilk kıpırdamalar başlamıştı..
Ali Naci, arkadaşı Necmettin Sadak ve Kazım Şinasi ile Mustafa Kemal’in başlattığı Anadolu’daki harekatı desteklemek için bir gazete çıkartmak istiyordu. Ali Naci annesinin elmas yüzüğünü, Necmettin Sadak ise evini sattı. Kâzım Şinasi de bonolarını rehine koydu. 250’şer lira verdiler. Toplanan 750 lira ile Akşam’ı kurdular. Necmettin Sadak makale yazacak, Kazım Şinasi idare işlerine bakacak ve Ali Naci de Yazı İşleri Müdürü olacaktı. O zaman için hayli yeni sayılacak bir gazete çıkarttı. Küçük boyutta ve dört sayfalık gazetenin bir sayfası spora ayrılmıştı. Bu, o dönem için devrimsel bir hareketti. Ali Naci’nin spora ilgisi, türk basınına pek çok şey katacaktı. Gazete’nin Birinci sayfasında ise koca koca resimler vardı. Gazete sevildi ve devrin satış rekorunu kırdı. Bu hareketli günlerde hayatına yeni bir heyecan geldi Ali Naci Bey’in..

Trabzon eşrafından eski Gümrük Nâzırlarından Hasan Beyin kızı Hidayet Hanımla 1919 yılında evlendi. Bir sene sonra bir erkek çocuğu dünyaya geldi ve Ercüment adını koydu. 1922 yılına gelindiğinde milli mücadele zaferle sonuçlanmış, işgal kuvvetleri
mağlup edilmişti. Sıra barış anlaşmasına gelmişti. Lozan’da gerçekleştirilen barış görüşmelerine giden Türk heyetinde gazeteci olarak Ali Naci Karacan katılmıştı Ali Naci, tarih yazılırken şahitlik etmenin bilincindeydi ve bu kritik olayın
her anının kaydediyordu. Yıllar sonra bu tecrübesini kitaplaştırarak gelecek nesillere eşsiz bir kaynak bırakacaktı.
İsmet Paşa, dostu Ali Naci Karacan’a konferans sonrasında “lozan hatırası” notuyla imzaladığı bir fotoğrafı verdi.. Ali Naci Karacan, Lozan dönüşü tekrar Akşam gazetesinin Yazı İşleri
Müdürlüğü masasına oturması gerekiyordu.. Fakat masa başında
oturmaktan sıkılmıştı. Bir gün arkadaşlarına: “Ben ayırılıyorum” dedi.  Yola tek başına devam edecekti..

O sıralarda Yunus Nadi cumhuriyet gazetesini kurmuştu. Ancak
ankara’da yeni gün gazetesini de çıkarıyodu. İstanbul’a gidemezdi. İstanbul’da gazeteyi emanet edebileceği güvenilir birine ihtiyacı vardı. Yeni Gün Gazetesi’nin yayın yönetmeni Kemal Salih, Ali Naci’yi önerdi.  Akşam gazetesinden ayrılan Ali Naci, o günlerde kendi gazetesini  kurabilmek için hazırlık yapıyordu. Yunus Nadi, Ali Naci’ye bir süreliğine Cumhuriyet’in başına geçmesini rica etti. Ali Naci, Cumhuriyet’e dört elle sarıldı, kısa sürede yeni ve dinamik bir gazete oluşturdu ve bir süre sonra İstanbul’a gelen Kemal Salih’e görevini devretti. Cumhuriyet Gazetesinin yönetimini devreden Ali Naci, İkdam’ı ve İkdam Matbaası’nın ikinci ve üçüncü katlarını, rotatifini kiraladı. İkdam’ın yazarları arasına Ahmet Haşim de katılınca, Celal Nuri (İleri), Dr. Fahrettin Kerim (Gökay), Nizamettin Nazif (Tepedelenlioğlu) Yusuf Ziya (Ortaç), Ruşen Eşref (Ünaydın), Yakup Kadri(Karaosmanoğlu) ile birlikte Türk basının en iyi yazar kadrosunu da gazetede toplamış oldu..

Büyük coşku ve heyecanla gazetenin bütün işlerine koşturuyordu.
Yusuf Ziya Ortaç’a “Göreceksin Yusuf Ziya, Türkiye’nin ilk Avrupalı gazetesini çıkaracağım…” diyordu. Ali Naci, çok başarılı olmuştu. İkdam iyi satıyor, kazandırıyordu. Ali Naci İkdam’ı devraldıktan kısa bir süre sonra, gazete İstanbul gazeteleri arasında itibarlı bir edinmiş gibiydi. Bazı sabahlar gazeteye beş altı yaşlarındaki Ercüment’i de getiriyordu Ali Naci. Ercüment, gazetenin değerli yazar kadrosunu tanıyor, onlarla oynuyor, gazetecilik tozunu daha doğrusu mürekkep kokusunu ve yayıncılık heyecanını bir aile geleneği olarak o yaşlarda ciğerlerine dolduruyordu.Türk basınına getirdiği yeniliklerle adından söz ettiren Ali Naci Karacan, spor yazarlığı konusunda da ilklere imza atmıştı. Galatasaray mezunu olmasına rağmen koyu bir fenerabahçe taraftarıydı. Futbol konusunda çok bilgiliydi. İstanbul liginde bazı maçlarda hakemlik dahi yapmıştı.. edebiyat tartışmaları, siyasi olaylar derken spor yazarlığına da canlılık getirmiş, spor yazarlığını gazeteciliğin bir uzmanlaşma dalı olarak kabul ettirmişti. Spor olaylarını manşete, oradan uzun sürecek polemiklere oradan da başyazıya taşıdı. Fenerbahçe-Galatasaray maçını anlattığı bir başyazısı uzun süre tartışıldı. Ezeli rekabetin temeli, Ali Naci Karacan tarafından atılmıştı. Fenerbahçe kulübünde çeşitli görevler yaptıktan sonra 1926 1927
sezonunda başkan oldu.. 1929 yılında ise ali naci karacan hayatının en özel anlarından birini yaşayacaktı. Milli Mücadele’nin ilk günlerinden beri desteklediği, inandığı,
cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ile tanışacak, yakınlık kuracaktı..

 

İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, cumhurbaşkanından önce İstanbul’a gelmiş, Dolmabahçe Sarayı’na inmişti. Şükrü Kaya,Kadıköylüydü. Ali Naci’nin Fenerbahçe’den eski arkadaşıydı. Her ikisi de uzun süredir görüşmemişlerdi. Ali Naci Dolmabahçe Sarayı’na gitti. Arkadaşı Şükrü’yü alıp Büyükada’ya götürecekti. Şükrü Kaya’nın isteği, cumhurbaşkanı programı arasında kendine bir kaçamak yapmaktı. Birdenbire, bulundukları odanın kapısı açıldı. Mustafa Kemal içeri girdi. Biri yatağın kenarına ilişmiş, diğeri kravatını bağlıyor, bir yandan da çene çalıyorlardı. Mustafa Kemal gülerek “Hayrola” dedi. Şükrü Kaya “Paşam tanıştırayım, Ali Naci İkdam’ın sahibi Ali Naci. Büyükada’ya gidecektik…” Atatürk tebessüm etti. “Ya, demek sizsiniz Ali Naci… Memnun oldum… Ama yalnız siz değil hep beraber gidelim. Ben de sizin davetliniz olayım..”Ali Naci bu mutluluk ve gurur veren tesadüfle çok sevinmişti. Hemen motor hazırlandı. Üçü konuşa konuşa Büyükada Kulübü’ne gittiler Ali Naci Mustafa Kemal’i ilk o gün tanıdı, daha sonra sofrasına ve bazı toplantılarına sık sık çağrılacaktı.

 

Mustafa Kemal, Ali Naci’nin kültüründen ve renkli kişiliğinden çok hoşlanmıştı. İkdam’ın yıl dönümünde İzmir Vapuru’ndan bir telgraf gönderecek ve “İkdam Gazetesi Sahibi Ali Naci Beyefendiye: “Karadeniz’in dalgaları içinde en çok mucibi mahsuziyetim, kalbi hissim, samimi hatırası siz olmaktasınız. Bunu size ve adlarını bilmediğim bütün kardeşlere iblağ ediyorum. Diyecekti… İkdam gazetesi ikinci yılını doldurmuştu. Yeni cumhuriyetin devrimleri hızla yayılıyor, Türkiye’nin batılılaşma hareketi tüm hızıyla devam ediyordu. Sıra
alfabe devrimine gelmişti..Gazete ve matbaalar hızla harf devrimine ayak uydurmaya başladılar.  Akşam, Vakit, Cumhuriyet, Avrupa’dan yeni harfler getirtti. Yarısı Arap
harfleri yarısı yeni Türkçe harflerle hazırlanmış gazetelerle halkı
öğrenmeye ve alışmaya teşvik etmeyi hedefliyordu. Yeni harflerin uygulanması konusunda da gazeteler arasında kıyasıya rekabet vardı. Ali Naci,, Avrupa’dan yepyeni harfler, başlıklar getirdi. İleri ülkelerin ünlü gazeteleri nasıl çıkıyorsa onu temin eden teknik malzeme İkdam’a gelmişti. Ama iş bununla bitmiyordu. Bu harflerin her gün doğru uygulanması, sayfa düzeninde en uygun biçimde yerleştirilmesi gerekiyordu. Geçiş dönemindeki sendeleme Ali Naci’yi çok üzmüştü. Gece gündüz gazeteden ayrılmadı. Bu yorucu gayretlerle İkdam şekil ve içerik bakımından çok güzel bir hal almıştı ama harf devrimi okuyucuları gazeteden uzaklaştırmıştı. Gazete büyük tiraj kayıplarıyla üç dört ay daha devam etti. Hükümet, bu geçiş döneminde gazetelere maddi yardımda bulunuyordu. Ali Naci, bu yardımı alamadan gazeteyi kapatmak zorunda kaldı. Ancak Ali Naci Karacan boş duracak, pes edecek biri değildi. Bir süre
dönüşümü gözlemleyen Ali Naci, önce inkılap, sonra politika adında iki gazete çıkardı. Ama henüz süreç tamamlanmamıştı ve bu alfabe karmaşası içinde yeni bir gazetenin tutunması zor görünüyordu.. Tam o günlerde ilginç bir teklif aldı.  Bizzat Atatürk, Ali Naci Karacan’ın Anadolu Ajansı Balkan Temsilcisi olarak Bulgaristan’a gitmesini istedi. Görevi çok kritikti. O yıllarda Romanya, Yunanistan, Yugoslavya, Arnavutluk ve Bulgaristan birer krallıktı. İtalya ve Almanya’da faşizm rüzgârları esmeye başlamıştı.

 

Bulgar Başbakanı Muşenof, Türkiye’ye karşı sert bir tutum takınmıştı. Ondan cesaret alan Bulgar gençler bir gün Razgrad’da Türk mezarlığını yakıp yıktılar. Olaylar büyüdü, İstanbul’dan duyuldu. Ali Naci, bir yazı yazıp fotoğraflarla bu olayı belgeledi. Türkiye’de gazeteler hücuma geçmişti. Bulgar hükümeti Ali Naci’nin evini güvenlik gerekçesiyle polis kordonuna aldı. Ali Naci, eşi Hidayet Hanım ve oğluyla birlikte korkulu günler geçirdi. İstanbul’da gençlik mitingleri düzenleniyor, Milli Türk Talebe Birliği Başkanı Tevfik İleri önderliğinde on binlerce genç Bulgar konsolosluğu önünde
gösteri yaptı, Bulgar mezarlığına çelenk bıraktı. Bu sırada Ankara’dan Sofya’ya bir mesaj gitti. Ali Naci’nin hayatının tehlikede olması nedeniyle geri dönmesi bildiriliyordu. Bu olaydan sonra Ali Naci, Anadolu Ajansı’nın Balkan muhabirliğini Romanya’dan yönetti.. Ali Naci Karacan, balkan macerasını da yine etraflıca kaleme aldı ve “ya hürriyet ya ölüm” adlı çalışmasıyla o fırtınalı günleri kitaplaştırdı balkanlarda üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getiren Ali Naci Karacan’ı 1935 yılında yine Atatürk bir başka göreve çağırdı.

Milliyet Gazetesi’nin başına geçmesini istedi. Milliyet, Atatürk’ün emriyle ve İş Bankası eliyle yeni matbaa makineleri getirtilerek kurulmuş bir gazeteydi. Başında Siirt Milletvekili Mahmut Soydan vardı.Ali Naci, Atatürk’ün isteğiyle Romanya’dan gelip Milliyet’in başına geçti. Ali Naci, bu kez Milliyet için yeniden Babıâlî’ye dönerek gazete kadrosuna Refii Cevat Ulunay Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi isimleri aldı, Nâzım Hikmet gazeteye sinema ilanlarını hazırlardı. Ali Naci, Türk basın tarihinde bir ilke imza atıp Macaristan, Romanya ve Bulgaristan’a muhabirler gönderdi. Gazetenin sayfaları değiştirdi, yeni bir rotatif getirtti, gazetenin adını Milliyet’ten Tan’a çevirdi. Tan gazetesi çok iyi bir satış grafiği yakalamıştı. Cumhuriyet Gazetesi’nin zirvedeki yerini sarsıyordu. O noktaya gelince Yunus Nadi saldırıya geçti. İş Bankası’nın desteklediği, aslında sahibi olduğu bir gazeteyle Cumhuriyet veya başka bir gazetenin başa çıkabilmesi mümkün değildi. İş Bankası aldığı tepkiler nedeniyle, Tan gazetesini makineleriyle birlikte satmaya karar verdi. Ali Naci, hiç tereddüt etmeden başında bulunduğu gazeteye talip oldu. Kadroyu kuran da makineleri getirten de oydu. Gazetenin elinden alınmasına göz yumamazdı. Ali Naci ne kadar dil dökse, ne kadar iyi teklif verse yine işe yaramadı. Gazete Ahmet Emin Yalman, Zekeriya Sertel, Halil Lütfü Dördüncü ortaklığına devredildi.

 

Ali Naci, bütün çabalarına rağmen Tan gazetesini kaybetmiş ve buna çok içerlemişti. Baştan sona her aşamasında emek verdiği gazetenin elinden alınması ağrına gitmişti. Yeni bir gazete kuracaktı…Yeni gazetesinin adını Bugün koydu. Tutmadı.
Tam o günlerde Ali Naci Karacan’a Arjantin’de iş teklif edildi. Güney Amerika Ticari Ateşesi olarak görevi, kömür, tütün, zeytinyağı gibi maddeler karşılığı kahve alımını sağlamak olacaktı. Ali Naci, bir başına Neptunia Transatliğine binerek Arjantin’e gitti. Oradan Brezilya’ya geçecekti. Arjantin ve Brezilya’da yaklaşık iki sene kaldı. Bu süre içinde Amerika kıtasını ve haklarını yakından tanıma fırsatı yakaladı. Edindiği
izlenimleri şu cümlelerle anlatacaktı: başkası okusun burayı “Arjantin, yemek ve ekmeğin en iyisi, kadının en güzeli, etin en lezzetlisi, erkeğin en terbiyelisi, atın en iyi cinsi, derinin en sağlamı, ağacın en köklüsü, futbolun en marifetlisi, otun en yeşili, ay ışığının en mavisi demektir. 1943 yılında Ali Naci Arjantin’den yurda dönmüştü. Yine İstanbul’da ve yine parasızdı. . Elinde, tanık olduğu, önemli belgelerini derlediği değerli bir konu vardı; Lozan Konferansı… Bunu kitap yapmalıydı. Ali Naci çalışmaya başladı. Eski notlarını, yazılarını okudu, ilaveler yaptı, yeniden yazdı. Bütün konferansı her aşamasıyla yeniden tahlil etti. Eşi Hidayet Hanım’ın yeğeni, ünlü roman yazarı Peride Celal de kendisine yardım ediyordu. Hatta Ercüment, okuldan izinli geldiğinde yazıları daktiloyla temize çekiyor, babasına destek oluyordu. Kitabı başta hazırlaması için kendisini yüreklendiren İsmet Paşa, kitabın basılmasından memnuniyet duyduğunu dile getirdi. İsmet Paşa ve Lozan Konferansı, Lozan hakkında yazılmış ilk ve en kapsamlı belgesel kitaptı.

Kitap yayınlandıktan birkaç ay sonra dönemin başkanı Şükrü Saraçoğlu Ali Naci’yi aradı ve yeni görevini bildirdi. Ali Naci, İsviçre’ye basın ataşesi olarak gidecekti.  O yıllarda Bern Büyükelçisi, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ydu. Ali Naci ve Yakup Kadri’nin dostlukları çok eskiye dayanıyordu. Bir süre sonra Peride Celal de İsviçre Basın Ataşeliği’ne sekreter olarak tayin edildi. Bu atamayla üç yazar İsviçre’de bir araya gelmiş oldu. Bu üçlü 1948’e kadar birlikte çalışacaktı.

Karacan ailesi, İsviçre’de dört sakin ve istikrarlı yıl geçirdikten sonra 1948 yılında İstanbul’a döndü.. Ercüment Robert Kolej mühendislik bölümünü bitirmişti. babasının İsviçre’ye atanmasından altı ay önce yani II. Dünya Savaşı devam ederken Amerika’ya gitmiş, Illinois Üniversitesi’nde Makine Mühendisliği Yüksek Lisans eğitimi almıştı. Bir süre Amerika’da çalıştı. Ardından Avrupa’ya anne ve babasının yanına döndü. Zürih’te bir iş buldu ve yıllarca mesleğini orada sürdürdü. Ailenin Zürih dönemi sona erdiğinde Ercüment de tercihini yapmış ve kısa bir süre önce gelen cazip iş teklifini bir kenara itip, ailesiyle birlikte İstanbul’a dönmeyi seçmişti. Ali Naci Karacan, İstanbul’a döner dönmez soluğu Bâbıâli’de aldı. Yıllar önce elinden alınan tan gazetesi, komünist damgasıyla saldırıya uğramış, yağmalanmıştı. Matbaası boş duruyordu. Halil Lütfi dördüncü ile ortak olarak Tan Gazetesini yeniden çıkarmaya karar verdi. Ali Naci yazı işlerini yönetecek, Halil Lütfi idari işleri üstlenecekti. Ercüment Karacan da gazetede idare müdürü oldu. Kısa bir süre sonra Halil Lütfü ile bu işin yürümeyeceği anlaşılınca, gazete
bir gece bütün arşivi, başlık klişelerini, eşyaları toplayıp Cağaloğlu’na Akça matbaasına taşındı. Bedii fail ve Ercüment Karacan gazetenin isminin değiştirilmesinde ısrarcıydı. Sabıkalı tan adı bırakıldı ve 3 mayıs 1950’de Milliyet adıyla çıktı gazete.
Milliyet Gazetesi Ali Naci Karacan’ın ustalık eseriydi adeta. Satışı hızla yükseliyordu. Ancak gazeteye yeni bir soluk gerekiyordu. Bu noktada Abdi İpekçi’nin hikâyesi başlayacaktı.

Altemur Kılıç’ın önerdiği Abdi İpekçi 25 yaşında bir gazeteciydi. Bir kaç küçük gazetede çalışmıştı. Milliyet onun da hayaliydi. Ali Naci başlarda bu genç adamı gazetenin başına geçirmekte tereddüt ediyordu. Ancak oğlu Ercüment’in ona çok güvendiğini görünce ikna oldu. Abdi ipekçi bu güvenle başladığı işte karacan ailesiyle birlikte Türk Basınında ekol olacak bir isim haline gelecekti.  Abi ipekçi, kendisine bu şansı veren Ali Naci Karacan’a saygısını ve minnetini hiç kaybetmedi ve 25 yaşında Milliyet’in yeni mizanpajını konuştukları zaman çekilen bu fotoğrafı başucundan hiç ayırmadı… Bu yeni bina Ali Naci’nin son uğraşı oldu. Yeni bina, yeni şekliyle çıkan gazete onu hayli yormuştu. Dinlenmeye ihtiyacı vardı. yakınlarının tavsiyesine uyarak yaz ayları için Tarabya’da bir eve taşındı. İşte o evde 7 Temmuz 1955 sabahı uykudan biraz rahatsız uyandı. Gazetesini istedi. Caddeye bakan balkonun önünde oturdu. Bir gün önce yazdığı başyazıyı okudu sonra yanındakilere, “biraz rahatsızım” dedi Şiddetli bir kalp krizi gelmişti. Son sözü bir hadis oldu “lârahate fiddünya” yani; “dünyada rahat yoktur”…

Ali Naci karacan, ardında şerefli bir isim, başarılı bir gazete ve fırtınalı bir hayat bırakarak o balkonda son nefesini verdi. Milliyet artık yerine sığamaz hale gelmişti. Yeni bir binaya ihtiyaçları vardı. Bir kez daha varını yoğunu ortaya koydu Ali Naci Karacan.. Cağaloğlu’nda Dr. Refik Münir Paşa’ya ait konağı satın aldı. Harap konağı yıktırdı ve beş katlı modern bir matbaa inşa ettirdi.

 

 

 

 

 

Yorumunu Gönder :

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir