Ana Sayfa Blog Sayfa 151

İstanbul, dünyada en yoğun trafiğe sahip şehir oldu

0

Dünyanın en yoğun trafik sorunlarına sahip şehirleri açıklandı. Geçen yıl 6. sırada yer alan İstanbul bu yıl ilk sırada yer aldı. Yayımlanan rapora göre İstanbul’da sürücüler trafik sıkışıklığı nedeniyle yılda ortalama 105 saat kaybetti.

İşte dünyada en yoğun trafik sorunu olan şehirler

Inrix’in 2024 yılına ait trafik analiz raporuna göre, İstanbul en yoğun trafiğe sahip şehir olarak birinci sırada yer alırken, Toronto 25. sıradan listeyi kapattı.

İstanbul’da sürücüler, trafik sıkışıklığı nedeniyle 2024 yılında toplam 105 saat kayıp yaşadı. Bu, bir önceki yıla göre yüzde 15’lik bir artışa denk geliyor.

Geçen yıl 6. sırada yer alan İstanbul, bu yılkı yüzde 15’lik artışla ilk sıraya yerleşti. Geçen sene ilk sırada yer alan New York ikinci sırada yer alırken, Chicago ve Meksiko Şehri sırasıyla üçüncü ve dördüncü sırada yer aldı.

Bu şehirlerde sürücüler, trafik sıkışıklığı nedeniyle yıllık 97 ila 102 saat arasında zaman kaybetti. Paris ise 97 saatle dünya genelinde altıncı, Avrupa’da ise ikinci sırada yer aldı.

Raporda, dünya genelinde 37 ülkede bine yakın şehir incelenerek trafik ve ulaşım trendleri değerlendirildi.

MİLYAR DOLARLIK BÜTÇE AYIRMIŞLARDI, YERİ DEĞİŞMEDİ

Güney Afrika’nın Cape Town şehri, dokuzuncu sırada yer aldı ve 2023’teki konumunu korudu. Şehir, trafik sıkışıklığını azaltmak için 2024-2027 arasında yaklaşık 382 milyon poundluk bir bütçe ayırdı. Bu bütçe, yol projeleri, bisiklet yolları ve kaldırım düzenlemelerini içeriyor.

Daily Mail’in aktardığına göre; INRIX analisti Bob Pishue, pandemi sonrası dönemde trafikte belirgin bir artış gözlemlendiğini belirtti. “2020’den bu yana trafik, pandemi öncesi seviyelerine doğru kademeli olarak arttı. Özellikle San Jose, San Francisco ve Seattle gibi teknoloji merkezlerinde uzaktan ve hibrit çalışma modellerinin azalması, şehir merkezine yapılan yolculukları artırdı. Bu artış, şehir ekonomileri için olumlu bir gösterge” diyen Pishue, hafta sonları ekonomik aktivitenin de artış gösterdiğini vurguladı.

Portekiz’de gündem Kerem Aktürkoğlu

Benfica formasıyla çıktığı son 4 lig maçında gol veya asist yapamayan Kerem Aktürkoğlu Portekiz’de tartışılmaya başlandı.

Portekiz'de gündem Kerem Aktürkoğlu!

Portekiz’de milli oyuncu Kerem Aktürkoğlu’nun performansı konuşuluyor… Son 4 lig maçında gol veya asist yapamayan Kerem için olumsuz yorumlar yapılmaya başlandı. Benfica Teknik Direktörü Bruno Lage yarın Lig Kupası’nda Braga ile oynanacak maç öncesi basın toplantısında açıklamalarda bulundu.

Portekizli teknik adam, “Kerem’in performansı düşüyor, bunu nasıl açıklarsınız?” şeklinde gelen sorunun ardından, “Üç günde bir, arka arkaya oynadığımız için son iki maçta bazı oyuncuların biraz düşüş yaşadığını hissettik. ‘Evet ama herkese güvendiğinizi söylemiştiniz.’ diyebilirsiniz ve öyleyim. Kimseye arkamı dönmüyorum, kimseyi yüzüstü bırakmıyorum. Ama benimle çalışmak için oyuncuların limitlerini zorlaması gerekiyor. Onların bu seviyede çalışmaya ve oynamaya hazır olduklarını hissetmeliyim.” ifadelerini kullandı.

Benfica’da bu sezon 27 maçta sahaya çıkan 26 yaşındaki milli futbolcu, 12 gol attı ve 9 asist yaptı.

Beşiktaş Türkiye Kupası’nda moral buldu

Süper Lig’de kabus gören Beşiktaş, Türkiye Kupası’nda moral buldu. Deplasmanda Sivasspor’a konuk olan siyah beyazlılar zorlandığı maçtan 3 puan çıkarmayı başardı. Maçı 1-0 kazanan siyah beyazlıların tek golü Rafa Silva’dan geldi.

Beşiktaş Türkiye Kupası’nda moral buldu

Ziraat Türkiye Kupası D Grubu ilk hafta maçında Net Global Sivasspor ile Beşiktaş, BG Grup 4 Eylül Stadyumu’nda karşılaştı. Karşılşama orta saha mücadelesi şeklinde başlarken gol siyah beyazlılardan geldi.  20.dakikada Joao Mario’nun sağ kanattan yaptığı ortada Rafa Silva’nın volesinde top ağlarla buluştu. İlk yarıda Sivas’ın beraberlik ataklarından sonuç çıkmayınca siyah beyazlılar soyunma odasına 1-0’lık üstünlükle girdi.

DİREKLER SİVAS’A İZİN VERMEDİ

Ev sahibi Sivasspor ikinci yarıda beraberlik için pozisyonlara girdi. 53. Dakikada Emrah Başsan’ın vurduğu şutu Mert Günok çizgiden çıkardı. Dönen topta Garry Rodrigues’ın şutunu tekrar Mert kurtardı.

73. dakikada Sivasspor gole bir kez daha çok yaklaştı. Emre Gökay’ın yerden yaptığı ortada Fode Koita’nın vuruşunda top direkten döndü. Dönen topa dokunan Uğur Çiftçi’nin şutunu ise Mert Günok kornere çeldi. 88. dakikada Sivasspor’un bir topu daha direkten döndü. Samuel Moutoussamy’nin ara pasında Koita, Mert Günok’u çalımlamaya çalıştı. Koita’nın çıkarttığı topta Uğur Çiftçi’nin çektiği şutta top, direğe çarpıp oyun alanına döndü.

Sivas’ın atakları sonuç vermeyince Beşiktaş sahadan 1-0’lık üstünlükle ayrıldı ve gruplara 3 puanlı başlangıç yapmayı başardı.

Sinan Akçıl Hadise’yi kızdıracak

Angelina Jolie’den Haluk Bilginer’e büyük övgü

0

Hollywood’un yıldız isimlerinden Angelina Jolie, Maria filmindeki rol arkadaşı Haluk Bilginer hakkında övgü dolu açıklamalarda bulundu.

Dünyaca ünlü oyuncu Angelina Jolie rol arkadaşı Haluk Bilginer’e övgüler yağdırdı. Jolie Bilginer için “Onun sette olmasını çok sevdim. Onunla çalışmayı çok sevdim” dedi.

Ünlü soprano Maria Callas’ın hayatını konu alan “Maria” filminin başrol oyuncusu Angelina Jolie Hürriyet Kelebek yazarı Barbaros Tapan’a konuştu.

Angelina Jolie’nin Maria Callas’ı canlandırdığı filmde Haluk Bilginer sanatçının büyük aşkı Yunan armatör Aristotle Onassis’e hayat verdi.

Jolie, rol arkadaşı ünlü oyuncu Haluk Bilginer ile çalışmaktan büyük keyif aldığını dile getirerek şunları söyledi:

“Biz tanıştığımız anda hızlı bir şekilde dost olduk. Haluk, Maria’yı bulmama yardım etti. Onassis’e nasıl aşık olabileceğini anlamama yardımcı oldu. Onun sette olmasını çok sevdim. Onunla çalışmayı çok sevdim. Gerçekten, Pablo’nun da dediği gibi, o kadar parlak bir oyuncu ki, rol yaptığını hissetmiyorsunuz, sadece birlikte bir deneyim yaşadığınızı hissediyorsunuz.”

Efsanevi opera sanatçısı Maria Callas’ın hayat hikayesinin konu edildiği filmde, sopranonun Paris’te izole bir şekilde geçirdiği hayatının son yıllarına odaklanılıyor.

Amerika doğumlu Yunan soprano Maria Callas, 20. yüzyılın en tanınmış ve en etkili opera sanatçılarından biriydi.

Pek çok eleştirmen onun bel canto tekniğini, geniş sesini ve dramatik performanslarını över ve müzikal ve dramatik yeteneği ona La Divina lakabını kazandırır.

Avukatı açıkladı. Kızına miras bırakmayacaktı. İşte Ferdi Tayfur’un adası

0

Ferdi Tayfur’un vefatının ardından, kızı Tuğçe Tayfur’la arasındaki küslük yeniden gündeme geldi. Baba-kızın son yıllarda arası açılmış, usta sanatçı kızının ticari amaçlı olarak ‘Tayfur’ soyadını kullanmaması için dava açmıştı. Tuğçe Tayfur’un babasının cenaze törenine katılması olay yarattı. Sanatçının yakınlarından biri “Senin yüzünden öldü” diyerek Tuğçe Tayfur’a tepki gösterince, ikili arasında tartışma yaşandı. Olayların ardından Tuğçe Tayfur’un annesi Necla Nazır, baba-kızın arasının akrabaları tarafından bozulduğunu öne sürdü. Öte yandan Ferdi Tayfur’un bir arkadaşı, sanatçının kızıyla barışmayı düşündüğünü iddia etti. Ferdi Tayfur’un avukatı Hakan Tamgüç ise ünlü sanatçının kızını mirasından men etmeyi planladığını açıkladı.

Avukatı açıkladı: Kızına miras bırakmayacaktı...  İşte Ferdi Tayfurun adası

‘BANA BİR ŞEY OLURSA MEZARIMA GELMESİNLER’ DEMİŞTİ

Tamgüç şöyle konuştu: “Ferdi Abi bana Tuğçe Hanım’ı mirasından men etmek istediğini söylemişti. ‘Hastalığım geçsin, sonra yapalım’ demişti. Şarkılarını okumaması için bir dava da açmıştık. Tuğçe Hanım’ın kendisine attığı mesajlar var ‘Ne kadar iğrenç bir babasın’ gibi laflar ettiği. Bana yollamıştı Ferdi Abi. ‘Sana vasiyetimdir, bana bir şey olursa bunu açıkla. Ölürsem mezarıma da gelmesinler’ demişti. Tuğçe Hanım ‘Bizi hastaneye kabul etmediler’ diyor ama külliyen yalan. Daha önce de babasının 50 milyon liralık dava açtığını iddia etmişti. Böyle bir dava açmadık. Ferdi Abi’yi milyonların gözü önünde küçük düşürdü. Evlatlıktan reddetme konusundaki açıklamalarını sonraya bırakacağım.”

Avukatı açıkladı: Kızına miras bırakmayacaktı...  İşte Ferdi Tayfurun adası

MAĞDURU OYNUYOR AMA GÖZÜNDEN BİR DAMLA YAŞ AKMIYOR

“Ferdi Tayfur, Necla Nazır’a Emirgan’da 5 milyon dolarlık yalı verdi. Milyonlarca lira verdi ona ve kızına” diyen Tamgüç, kızıyla arasındaki sorunların Ferdi Tayfur’u çok üzdüğünü belirterek sözlerini şöyle sürdürdü: “Ferdi Tayfur’un Tuğçe’yle barışmak istediği iddiası yalan. Böyle bir şey olsa ilk ben barıştırırdım. Tuğçe mağduru oynuyor ama gözünden bir damla yaş bile akmıyor. Hiçbir zaman Ferdi Abi’nin sevgisiyle ilgili bir şey demediler, hep mal varlığıyla ilgili konuştular. Ferdi Abi çok üzüldü. Vefat edeli henüz 3 gün olmuşken herkes mal varlığıyla ilgili bir şey yazıyor. Ama kimlere neler yaptığıyla ilgili hiç haber yapılmadı. Binlerce çocuk okuttu, Kuran kurslarıyla ilgili çalışmalar yaptı.”

Avukatı açıkladı: Kızına miras bırakmayacaktı...  İşte Ferdi Tayfurun adası

HASTANEYE İYİ GİRDİ YANLIŞ TEDAVİ UYGULANDI

Ferdi Tayfur, 15 Aralık’ta Marmaris’teki evinde rahatsızlanarak hastaneye kaldırılmış, daha sonra ambulans uçakla Antalya’ya sevk edilmişti. Sanatçı, geçirdiği sinüs ameliyatının ardından yoğun bakımda böbrek ve karaciğer yetmezliği sebebiyle yaşamını yitirdi.

Avukatı açıkladı: Kızına miras bırakmayacaktı...  İşte Ferdi Tayfurun adası

Avukatı Hakan Tamgüç, 79 yaşındaki sanatçıya yanlış tedavi uygulandığını ileri sürdü: “Hastanenin yanlış tedavi uyguladığı iddiası doğru. Çünkü Ferdi Abim hastaneye iyi girdi. Çok iyiydi, konuşabiliyordu. Birden bire değerler tepetaklak gitti.”

BAŞKA CENNET İSTEMİYORUM

Ferdi Tayfur, Marmaris’e olan sevgisini şu sözlerle dile getirmişti: “Ben cennet olarak burayı görüyorum. Başka cennet istemiyorum. Eğer bir yerde mutluysan, orası senin cennetindir. Unutma bu evin de olabilir, tarlan da olabilir, bir dağ başında kulübe de olabilir, denizde tekne de olabilir.”

Avukatı açıkladı: Kızına miras bırakmayacaktı...  İşte Ferdi Tayfurun adası

MARMARİSLİ FERDİ BABA’NIN SERVETİ

İŞTE O ADA

Ferdi Tayfur, film ve müzik gelirlerinden önemli bir servet elde etti. İlk kez 1981’de film çekimi için gittiği Marmaris’e hayran kalan Tayfur, bu bölgede içinde bir koy ve yarımadanın da bulunduğu çok sayıda taşınmaz aldı.

Sanatçının ayrıca Adana’da 50, İstanbul’da 36 evi olduğu, bir dizi alanda yatırımları bulunduğu, son olarak Bolu’da bir devremülk projesine ortak olduğu iddia edildi.

Hakan Tamgüç ise “Mal varlığıyla ilgili konuşulanların çoğu yalan. O adanın uç kısmında küçük bir evi var. Millet evlerine odaklanıyor ama yaşamı boyunca binlerce çocuğu okuttuğu ve yardımlar yaptığı hiç konuşulmuyor” dedi.

Avukatı açıkladı: Kızına miras bırakmayacaktı...  İşte Ferdi Tayfurun adası

DOLANDIRCI DARBESİ

Ferdi Tayfur, 16 villa ve 6 villa arazisini dolandırıcılara kaptırdığı iddiasıyla 2015 yılında dava açmıştı. Sanatçı dostu Hakkı Bulut, son görüşmelerinde Ferdi Tayfur’un bu olay nedeniyle üzgün olduğunu söyledi:

“Son karşılaştığımızda bir derdinden bahsetti. ‘Müteahhitlik işine girdim. Yaptığım daireleri çalıştığım insan üzerine geçirdi. Onun büyük azabını yaşıyorum. Bu bana ağır bir yük olarak yansıyor’ dedi.”

Avukatı açıkladı: Kızına miras bırakmayacaktı...  İşte Ferdi Tayfurun adası

OĞLUNU NÜFUSA 13 YIL SONRA ALDIRDI

Ferdi Tayfur’un cenaze töreninde en dikkat çeken isimlerden biri, fenalaşarak baygınlık geçiren büyük oğlu Timur Turanbayburt’tu.

Tayfur, birkaç yıl önce kendisine böbreğini veren Turanbayburt’u 13 yaşındayken nüfusuna almıştı.

Timur Turanbayburt’un annesi Fatma Can, 1979 yılında “13 yaşındaki oğlum Timur’un babası Ferdi Tayfur’dur” iddiasını ortaya atmıştı.

Avukatı açıkladı: Kızına miras bırakmayacaktı...  İşte Ferdi Tayfurun adası

Sefalet içinde yaşadığını söyleyen Can, Ferdi Tayfur için “1963 yılında tanıştık. Çaycılık yapıyordu. Asıl adı, Turhan Bayburt’tu. Kısa zamanda kaynaştık, birbirimizi sevdik. Bir çocuğumuzun olmasını istiyordu. Ben de ona Timur’u verdim. Adını beraber koyduk. İstediği yaşantıyı sürdürsün, karışmam ama oğluna sahip çıksın. Hiç olmazsa sakat gözünü tedavi ettirsin” demişti.

Ferdi Tayfur, açılan babalık davası sonucunda oğlu olduğu kesinleşen Timur Turanbayburt’a sahip çıktı ve zamanla aralarında güçlü bir baba-oğul ilişkisi kuruldu.

Avukatı açıkladı: Kızına miras bırakmayacaktı...  İşte Ferdi Tayfurun adası

AMELİYAT ETTİRDİ

Ferdi Tayfur varlığından sonradan haberdar olduğu oğlu Timur Turanbayburt’a sahip çıktı, onu gözünden ameliyat ettirdi. Turanbayburt da yıllar sonra böbrek hastası olan babasına böbreğini verdi.

Avukatı açıkladı: Kızına miras bırakmayacaktı...  İşte Ferdi Tayfurun adası

Çok üzgün ve yorgunum

Kanal D’de yayınlanan “Neler Oluyor Hayatta” programına katılan Necla Nazır, canlı yayında 33 yıllık hayat arkadaşı Ferdi Tayfur hakkında konuştu. Nazır, “Şu anda Ferdi Bey’in sadece duaya ihtiyacı var. Ona saygım, sevgim, hürmetim çok büyük. Nurlar içinde yatsın. Bir nebze hakkım varsa üzerinde, anamın ak sütü gibi helal olsun. Çok üzgün ve yorgunum” dedi. Nazır, kızı Tuğçe Tayfur’un cenaze töreninde yaşadığı tartışmayla ilgili soruya ise “Ferdi Bey’i artık bizimle ilgili konularda rahatsız etmek istemiyorum, o huzur içinde uyusun” demekle yetindi.

Avukatı açıkladı: Kızına miras bırakmayacaktı...  İşte Ferdi Tayfurun adası

Mezarına ziyaretçi akını

Sarıyer’deki Yeniköy Mezarlığı’na defnedilen Ferdi Tayfur’un kabri, sanatçının hayranlarının akınına uğruyor. Yeniköy Mezarlığı önceki gün de kalabalıktı. Sabah saatlerinden itibaren mezarlığa gelenler, sanatçı için dualar ederek mezarına çiçekler bıraktı.

Avukatı açıkladı: Kızına miras bırakmayacaktı...  İşte Ferdi Tayfurun adası

 Ferdi Tayfur için ağladı

Mahsun Kırmızıgül önceki akşam Günay Restoran’da sahneye çıktı. Ferdi Tayfur hakkında konuşan sanatçı, “Çocukluğumda Diyarbakır’da bir sinema vardı. En büyük kuyrukları sadece iki sanatçının filminde görmüştüm; Yılmaz Güney ve Ferdi Tayfur. Biz seni kendimize örnek aldık Ferdi Abi. Ben seni çok seviyorum çocukluğumdan beri” dedi. Daha sonra “Emmoğlu” şarkısını seslendiren Kırmızıgül, gözyaşlarına boğuldu.

Avukatı açıkladı: Kızına miras bırakmayacaktı...  İşte Ferdi Tayfurun adası

ÇOK BÜYÜK BİR DEĞERDİ

Önceki gece Ankara Jolly Joker’de konser veren İrem Derici de Ferdi Tayfur’u andı. “Gizli Sevda” şarkısını söyleyen Derici, “Çok büyük bir değeri kaybettik. İlk albümümde Ferdi Tayfur şarkısı vardı. O izni alabilmek çok güzeldi benim için. Ferdi Tayfur’la aynı dönemde yaşadığımız için çok şanslıyız” dedi.

Işıltısı sönen altın gece

Yılın ilk büyük ödül töreni olan Altın Küre gecesine dört ödülle ‘Emilia Perez’ filmi ve kariyerinde ilk büyük ödülünü 62 yaşında kazanan Demi Moore damga vurdu. Hollywood’un ‘ağır toplarını’ buluşturan gece, seyirci nezdinde eski heyecanını yaratamadı.

ABD ve dünyanın farklı ülkelerinden sinema ve televizyon yapımlarının değerlendirildiği ‘Oscar’ın habercisi’ Altın Küre ödülleri 82’nci kez sahiplerini buldu.

Los Angeles’ta düzenlenen töreni ABD’nin ünlü kadın komedyenlerinden Nikki Glaser sundu. Glaser, töreni tek başına sunan ilk kadın oldu.

10 adaylıkla yarışan ‘Emilia Perez’ filmi ‘Müzikal/Komedi’ kategorisinde ‘En İyi Film’ ve Zoe Saldana (47) ile “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu’, ‘Orijinal Şarkı’ ve ‘Yabancı Dilde Film’ ödüllerini kazandı.

Holokost’tan kurtulan ve ABD’de göçmen bir mimara dönüşen bir adamın hikayesini anlatan düşük bütçeli epik ‘The Brutalist’, yedi dalda yarıştı. ‘Drama’ kategorisinde ‘En İyi Film’ oldu. Oscarlı Adrien Brody’ye (51) ‘En İyi Erkek Oyuncu’, Brady Corbet’e de ‘En İyi Yönetmen’ (36) ödüllerini kazandırdı.

Törenin en yüksek anı ise ‘Cevher’ filmindeki performansıyla, Demi Moore’un 45 yılı aşkın kariyerinde ilk kez Altın Küre’yi 62 yaşında kucaklamasıydı.

Dört ödül kazanan ‘Shogun’, iki ödül kazanan ‘Hacks’, diziler arasındaki en iyi yapımlar oldu.

İDEOLOJİK SEÇİMLER

2025 Altın Küre Ödülleri, önceki yıllara kıyasla en ünlü yıldızları ağırlasa da daha sönük geçti. Törenin sunucusu Nikki Glaser’ın yetersiz kalan performansı, ödül kazanan yapımlar ve oyuncuların beklenenin altında kalması, törenin atmosferini olumsuz etkiledi. Büyük bütçeli ve popüler yapımlar yerine, politik mesajlar ve ideolojilerin önde tutulduğu yapımların ödüllendirilmesi geceyi gölgeledi. Emilia Perez filmi, cinsiyet kimliği ve toplumsal normlar gibi tartışmalı konuları işlerken, The Brutalist filmi de tarihi ve politik temadaydı. Törenin CBS üzerinden canlı yayınıyla eşzamanlı olarak Paramount+ platformunda da yayınlanması bile yeni nesil seyirciyi yakalamaya yetmedi. İşte törende öne çıkan anlar…

Alexander McQueen tasarımı giyen Angelina Jolie (49), törene kızı Zahara’yla (19) katıldı.

Oscarlı aktris Emma Stone ve aktris Zendaya yeni saç imajlarıyla ortaya çıktı. İkisi de Louis Vuitton tasarımı giydi.

‘En İyi TV Kadın Oyuncusu’ ödülünü kazanan Jodie Foster, kariyerindeki beşinci Altın Küre’sini almak için sahneye çıkınca aktris Sofia Vergara da sahnenin önüne gitti. “Ödüllerden birini bana ver” diye espri yaptı.

Gecenin en ilgi çeken çifti, Kylie Jenner ve Timothee Chalamet oldu. Çift, geçen yıl ilk kez Altın Küre töreninde birlikte ortaya çıkmıştı.

Drama kategorisinde ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü, ‘I’m Still Here’ filmiyle Brezilyalı aktris Fernanda Torres (60) kazandı. Nicole Kidman, Angelina Jolie, Pamela Anderson, Kate Winslet gibi rakiplerini eledi.

Sahneye ödül takdimi için çıkan Vin Diesel (57), “Selam Dwayne” diye seslendiği eski dostu Dwayne ‘The Rock’ Johnson’la (52) aralarındaki gerginliği sonlandırma adımı attı.

DİĞER KAZANANLAR

Sinematik ve Gişe Başarısı: Wicked
En İyi Erkek Oyuncu- Müzikal veya Komedi: Sebastian Stan
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu-Müzikal veya Komedi: Kieran Culkin
En İyi TV Kadın Oyuncusu-Drama: Anna Sawai
En İyi TV Oyuncusu- Drama: Hiroyuki Sanada
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu-TV: Tadanobu Asano
En İyi TV Dizisi-Komedi veya Müzikal: Hacks
En İyi TV Kadın Oyuncusu- Komedi veya Müzikal: Jean Smart
En İyi TV Dizisi: Baby Reindeer
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu-TV: Jessica Gunning

Gazze’de ateşkes Trump’ı mı bekliyor

Hamas ve İsrail arasında olası bir ateşkes imzalanması durumunda ilk aşamada serbest bırakılacak rehinelerin listesi yayınlandı. Müzakerelerde ilerleme sağlandığı iddia edilirken, ABD Dışişleri Bakanı Blinken anlaşmanın 20 Ocak’ta Biden’ın görevden ayrılmasından sonrasına kalabileceğini söyledi. ABD Kongresi, dün yapılan oylamayla Donald Trump’ın seçimi kazandığını onayladı. Böylece Trump’ın 20 Ocak’ta başkanlık yemini etmesinin önü açıldı.

Gazze’de ateşkes Trump’ı mı bekliyor

İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları 15 aydır devam ederken, İsrail ve Hamas arasında Gazze’de ateşkes ve rehine takası anlaşması sağlanması için yapılan dolaylı görüşmelerde ilerleme kaydedildiği iddia edildi. Londra merkezli Suudi gazetesi Şarku’l Avsat, ilk aşamada serbest bırakılması planlanan 34 İsrailli rehinenin isimlerinin bulunduğu bir liste yayımladı. Hamas’ın listeyi onayladığı öne sürüldü.

Gazze’de ateşkes Trump’ı mı bekliyor

İLK REHİNE LİSTESİ

2 çocuk, 10 kadın, 11 yaşlı erkek ve 50 yaş altı 11 erkek rehinenin isimlerinin bulunduğu listede kimlerin hayatta olduğu ise bilinmiyor. Gazeteye konuşan Hamas yetkilisi, rehinelerin durumunun belirlenmesinin yaklaşık bir hafta süreceğini söyledi. Listede, bir yaşındaki bebek rehine Kfir Bibas ve 86 yaşındaki Shlomo Mansur’un yanı sıra 2014 ve 2015’te kendi rızalarıyla Gazze’ye girdiklerinden bu yana rehin tutulan iki sivil de yer alıyor. Walla haber sitesi ise Hamas’ın listedeki isimleri bırakmayı, “takasla serbest bırakılacak Filistinli mahkum sayısının uygun bulunması durumunda” kabul ettiğini bildirdi. AFP haber ajansına konuşan bir Hamas yetkilisi, listedeki hangilerinin hayatta olduğunu belirlemesi için bir haftalık ateşkes talep ettiklerini belirterek “Hamas, 34 tutukluyu, ister hayatta ister ölü olsun, serbest bırakmayı kabul etti. Ancak grubun, esir alan kişilerle iletişim kurmak için bir haftalık sakinliğe ihtiyacı var” dedi.

‘HAYATTALAR MI BİLMİYORUZ’

Ancak İsrail Başbakanlık Ofisi, yayınlanan rehine listesinin Temmuz 2024’te arabulucu ülkelere verilen liste olduğunu ve Hamas’tan rehinelerin durumuna ilişkin bir bilgi almadıklarını açıkladı. Times of Israel’e konuşan bir hükümet yetkilisi ise haberlerin Hamas tarafından “rehine ailelerine yönelik psikolojik terör yaratmak için yayınlatıldığını” iddia ederek “Kimin hayatta olduğunu, kimin öldüğünü söylemediler. Bize herhangi bir liste göndermediler. Haberler doğru değil” dedi.

Gazze’de ateşkes Trump’ı mı bekliyor

‘DÖNÜM NOKTASINA GELİNDİ’

Öte yandan İsrailli Haaretz gazetesine konuşan kaynaklar, “müzakerelerin bir dönüm noktasına yaklaştığını ve anlaşmanın önümüzdeki günlerde imzalanması konusunda iyimser olduklarını” söyledi. Kaynaklar ayrıca, Hamas’ın İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesi ve savaşın kalıcı olarak sona ermesini talep ettiğini; İsrail’in ise “daha kısıtlı ve kısa süreli” bir anlaşma önerdiğini belirtti. Bazı İsrail haber siteleri ise istihbarat teşkilatı Mossad’ın şefi David Barnea’nın müzakerelerin yapıldığı Katar’ın başkenti Doha’ya gideceğini bildirdi.

ANTONY BLİNKEN: PLAN BİDEN’IN AMA BİZ GÖREMEYEBİLİRİZ

Görevden ayrılmaya hazırlanan ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Gazze’de ateşkes ve rehine anlaşmasının sağlanacağından emin olduğunu ancak bunun muhtemelen ABD Başkanı Joe Biden’ın 20 Ocak’ta görevden ayrılmasından sonra gerçekleşeceğini söyledi. Blinken, ziyarette bulunduğu Güney Kore’nin başkenti Seul’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “Görüşmeleri önümüzdeki iki hafta içinde bitiş çizgisine ulaştırmayı çok istiyoruz. Ulaştıramazsak bile bir noktada sürecin tamamlanacağından eminim. Anlaşma imzalandığında Başkan Biden’ın ortaya koyduğu plan temelinde olacak” diye konuştu. ABD Başkanı Joe Biden’ın Mayıs 2024’te kamuoyuna açıkladığı ateşkes planı 3 aşamadan oluşuyor ve İsrail ordusunun kademeli şekilde Gazze Şeridi’nden çekilmesini öngörüyor.

Gazze’de ateşkes Trump’ı mı bekliyor

TRUMP: BEN İSRAİL’İN YANINDAYIM

ABD’nin seçilmiş başkanı Trump da sunucu Hugh Hewitt ile yaptığı röportajında, Hamas’ı bir kez daha uyardı. Trump, “Göreve geldiğimde rehineler serbest bırakılmazsa cehennem azabı yaşanacak. Ben İsrail’in yanındayım. Bu kavga uzun zamandır devam ediyor” dedi.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau’dan istifa kararı

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Liberal Parti’nin yeni bir lider seçmesinin ardından başbakanlık görevinden ve parti liderliğinden istifa edeceğini açıkladı.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau 9 sene sonra görevi bırakıyor. Trudeau, 2015 yılından bu yana başbakanlık görevini yürütüyordu. 53 yaşındaki başbakan, Liberal Parti yeni bir lider seçene kadar görevde kalacağını, parlamentonun 24 Mart’a kadar askıya alınacağını da söyledi. Justin Trudeau istifa açıklamasında parti içi kavga olduğunu ve bu atmosferde parti lideri olarak seçime giremeyeceğini belirtti.

Justin Trudeau, düzenlediği basın toplantısında “Dünyada kritik bir andayız” dedi.

“Ben bir savaşçıyım. Vücudumdaki her hücre bana her zaman mücadele etmemi söyledi, çünkü Kanadalıları çok önemsiyorum. Ve gerçek şu ki, en iyi çabalara rağmen parlamento aylardır felç olmuş durumda. İşte bu nedenle bu sabah Genel Vali’ye yeni bir parlamento oturumuna ihtiyacımız olduğunu bildirdim. Kendisi bu talebimi kabul etti ve Meclis 24 Mart’a kadar tatile girecek. Partinin bir sonraki liderini seçmesinin ardından parti liderliğinden ve başbakanlıktan istifa etme niyetindeyim.” sözleriyle Liberal Parti’nin yeni bir lider seçmesinin ardından başbakanlık görevinden ve parti liderliğinden istifa edeceğini açıkladı.

Muhalefet lideri Pierre Poilievre’ye değinen Trudeau, “Pierre Poilievre’nin bu ülke için öngördüğü vizyon Kanadalılar için doğru vizyon değil. İklim değişikliğine karşı mücadeleyi durdurmak mantıklı değil. Geleceğe yönelik iddialı ve iyimser bir bakış açısına ihtiyacımız var. Ve Pierre Poilievre bunu sunmuyor” ifadelerini kullandı.

Kaynak: İHA

Galatasaraylı voleybolcu İlkin Aydın’dan açıklamalar

Galatasaray Daikin’de forma giyen İlkin Aydın, Zincirleme Reaksiyon programının konuğu oldu.

2024 yılının oldukça yoğun geçtiğini ifade eden İlkin Aydın, “Tabii olimpiyatlar olunca mental kısmı daha stresliydi” dedi.

Voleybola nasıl başladığını anlatan İlkin Aydın, “Babam eski futbolcu aynı zaman hala futbol antrenörlüğü yapıyor. Annem de lisede voleybolla ilgilenmiş. Evde her spor dalından bir parça olduğu için aslında spor yapacağı belli olan bir çocukluk geçirdim. Çok spor dalı denedim ama 8 yaşında voleybolla tanışınca diğer branşların yüzüne bakmadım ama hala hobi olarak yapmayı sevdiğim branşlar var” şeklinde konuştu.

Galatasaraylı voleybolcu İlkin Aydın: Zorbalığa uğradım

VOLEYBOLU SEÇTİĞİ AN

Voleybolu tercih ettiği anı anlatan İlkin Aydın, “İlk voleybol antrenmanından çıktığımda “Evet ben voleybolcu olacağım” dedim. Hatta piyano da çalıyordum, konservatuvar sınavına girip kazandım da ama izin vermedikleri için bir seçim yapmam gerekti” sözlerini sarf etti.

YAŞADIĞI SAKATLIKLAR

Kariyerinde geçirdiği sakatlıklara değinen Aydın, “Sol dizimden üç ameliyatım var, ikisi ön çapraz bağ. Profesyonel hayata geçerken bunları kabul etmek gerekiyor. İki ameliyatımı da üst üste oldum. İki sene gibi bir boşluk oldu hayatımda. İki sene boyunca hiçbir şey yapmadım. Gerçekten zor. Ailemin yanımda olması benim için çok önemliydi ama mental olarak da bunu kabul edip tamamen çalışmaya ve sahaya dönmeye odaklanmaktı aslında. Ben psikolojik destek almadım ama spordan gelen bir ailem olduğu için onlar çok ayrı destekledi. Ben de hiçbir zaman “ya dönemezsem” kafasına hiç girmedim” dedi.

“ÇOK FAZLA ÇİFT ANTRENMAN YAPIYORUZ”

Yoğun idman temposuyla ilgili konuşan İlkin Aydın, “Çok fazla çift antrenman yapıyoruz. Gün bittiğinde neredeyse 5 saat idman yapmış oluyoruz” ifadelerini kullandı.

ÜNİVERSİTE HAYATI HAKKINDA

Üniversite hayatından da bahseden başarılı voleybolcu, “Üsküdar Üniversitesi’nde Görsel İletişim ve Tasarım okuyorum. Biraz zor geçiyor. İkinci sınıftayım şu anda. Grafiğe yakın bir bölüm. Benim çizimim fena değil. O yüzden böyle bir bölüm tercih ettim” şeklinde konuştu.

“SOSYAL MEDYADA ZORBALIK YAŞADIM”

Sosyal medyada zorbalık yaşadığını söyleyen İlkin Aydın, “Sosyal medyada zorbalık yaşadım ama ne ben insanların fikirlerine karışabilirim ne onlar benim fikirlerime karışabilir. Bu yüzden hepsini saygıyla kucaklıyorum diyeyim” diyerek sözlerini noktaladı.

Google o savaşı kaybetti

0

Google, Kanada’nın açtığı dijital telif davasını kaybetti. Bu karar sonrası Google’ın, Kanada’nın “Çevrim İçi Haberler Yasası” kapsamında Kanada Gazetecilik Kolektifi’ne (CJC) yaklaşık 70 milyon dolar ödeme yaptığı bildirildi.

Kanada Google’a karşı açtığı dijital telif davasını kazandı. Kanada’da yasalaşan Bill C-18″ sayılı Çevrimiçi Haberler Yasası, Meta ve Google gibi şirketlerin haber içeriklerini platformlarında kullanmaları karşılığında Kanadalı medya kuruluşlarına ücret ödemelerini gerektiriyor. Yürürlüğe giren bu kararla birlikte Google, Kanada Gazetecilik Kolektifi’ne (CJC) yaklaşık 100 milyon Kanada doları (70 milyon ABD doları) ödeme yaptığı bildirildi. Google’ın yaptığı ödeme, ülkedeki medya kuruluşları arasında paylaştırılacak.

Google başlangıçta, yasaya yanıt olarak Facebook ve Instagram’da haber içeriklerini engelleyen Meta’nın izinden gitmekle tehdit etmişti. Ancak daha sonra anlaşmaya varıldı. Kanada Gazetecilik Kolektifi, Aralık ortasında yaptığı açıklamada, Google tarafından paylaşılan veya yeniden kullanılan içerikler üreten medya kuruluşlarına fonların ilk kısmını Ocak ayı sonuna kadar dağıtmak için çalıştığını duyurdu. Meta bu yasadan muaf olabilmek için, Haziran 2023’te, Kanadalıların Facebook ve Instagram’daki haberlere erişiminin sonlandırılacağını duyurmuştu.

Yılda 2 bin saat çalıştığı varsayılan tam zamanlı bir gazeteci için, uygun yayıncıların yaklaşık 13 bin 798 dolar alacağı hesaplanıyor. Yayın kuruluşlarının ise bu tutarın her uygun çalışan için 6 bin 806 doları bulacağı belirtiliyor. Kanada Mirası Departmanı’ndan bir yetkili, küçük çaplı basın ve dijital platformların her gazeteci için 17 bin dolar civarında bir ödeme alacağını belirtti.

Murat Ülker dayanamadı. Piyasadan çekiliriz

0

Ülker markasının sahibi ve Yıldız Holding Yönetim Kurulu üyesi Murat Ülker, kişisel bloğunda dikkat çeken bir yazı yayınladı. Ülker, kendisine ve şirketine yöneltilen ‘Halk sağlığını tehdit eden ürünler üretiyor’ iddialarını kesin bir dille yalanlarken, bu durumun kanıtlanması halinde tüm işlerinin kapısına kilit vuracağını ve piyasadan çekileceğini belirtti.

Murat Ülker dayanamadı: 'Piyasadan çekiliriz'

Forbes 500 tarafından yayınlanan listede, 5.2 milyar dolarlık servetiyle Türkiye’nin en varlıklı iş insanı olarak gösterilen Murat Ülker, kişisel bloğunda paylaştığı yazıda Ülker şirketine yöneltilen iddiaları yanıtladı. Yıldız Holding Yönetim Kurulu üyesi Murat Ülker, şirketleri tarafından üretilen gıdaların içerikleri, tehlikeleri ve zararlı olup olmadıklarına yönelik detaylı bir paylaşımda bulundu.

‘KAPISINA KİLİT VURUR, PİYASADAN ÇEKİLİRİZ’

Sıklıkla sosyal medya aracılığıyla kendisine ve şirketine yöneltilen suçlamaları yanıtlayan Ülker, “Sadece şunu belirteyim, insanları hatta çocukları zehirlemeye yani öyle diyorlar, ne inancımız, ne ahlakımız ne de insanlığımız izin verir. Böyle kesin bir bilgi olsa o gün tüm işlerimizin kapısına kilit vurur, piyasadan çekilir, insanların mutluluğu için gereken neyse onu yaparız.” ifadelerini kullandı.

‘KATKI MADDELERİ KULLANMADAN ÜRETİM YAPMAK İMKANSIZ’

Murat Ülker tarafından paylaşılan yazısının dikkat çeken bölümleri şu şekilde:

“Modern gıda üretim ölçeğini göz önünde bulundurduğumuzda, katkı maddelerinin olmadığı bir sistemi hayal etmek neredeyse imkansızdır. Katkı maddeleri en temel anlamda gıdaların raf ömrünü uzatır, tatlarını zenginleştirir ve dokusunu iyileştirir. Tarihsel pencereden baktığımızda, toplumun katkı maddelerine pek de yabancı olmadığını keşfetmek mümkün. Tuzlama ve kurutma gibi geleneksel yöntemler, çok uzun yıllar boyunca gıdaların korunmasına ve lezzetinin artırılmasına yardımcı olmuştur. Burada mesela tuz hem korunma hem de lezzet artırma için en çok kullanılan katkı maddesidir. Pek de masum değildir; aşırı kullanımı toplum sağlığını günümüzde olumsuz etkilemektedir. Keza mesela pastırmada güneş kurutmada etkili olup tuz ve çemen koruyucu olarak kullanılır.

Günümüzde katkı maddelerini doğal ve sentetik olmak üzere iki ana gruba ayırıyoruz. Doğal kaynaklardan elde edilen maddeler mesela sakarozdan yani pancar şekerinden yapılan sitrik asit, gıda güvenliğini sağlamak ve ürünlerin ömrünü uzatmak için kullanılırken, bazı sentetik bileşikler (Benzoat E210) de bu amaçla gıdalara eklenir. Önemli olan nokta neyin, nerede, ne kadar kullanıldığıdır. Mesela benzoat fazla kullanıldığında zararlıdır. Fakat soğuk etlere (şarküteri eti, füme et) koruyucu olarak eklenmektedir. Kullanılmadığı takdirde riski: ürünün ömrü fevkalade kısalması ve bozulması yüksek olasılığıdır ve tüketen için öldürücü olur. Mühim olan denetimdir.

Son yıllarda, tüketicilerin “doğal” ve “organik” ürünlere olan ilgisi arttı. Bu eğilim, gıda sektörünün üretim anlayışını değiştirmeye başladı. Birçok üretici, üretim ölçeğine bağlı olarak, katkı maddelerini daha dikkatli kullanmaya ve alternatif yöntemler geliştirmeye yöneliyor. Ama katkı maddelerinin tamamen ortadan kalkması mümkün değildir. Modern üretim süreçlerinin ve şehirlerarası tedarik zincirlerinin bu maddelere olan ihtiyacı devam edecektir.

Gıda Resmi Otoriteleri

Gıda güvenliğini sağlamak ve uluslararası düzeyde standartları uygulamak, küresel bir koordinasyonu gerektiren, oldukça önemli bir süreç. EFSA (Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi) ve FDA (ABD Gıda ve İlaç İdaresi) gibi kuruluşlar, tüketicilerin sağlıklı ve güvenli gıdaya erişimini sağlamak için sürekli olarak denetimler yapar. Türkiye’de bu görev, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülür. Hem yerel üretimi denetler hem de ithal edilen ürünlerin güvenli olmasını  sağlar.

Bu otoriteler gıdaların içerdiği pestisit ve ağır metal kalıntılarının sınırlarını, mikrobiyolojik riskleri ve genetik modifikasyonlar gibi birçok alanı denetler. Gıda güvenliğinin yalnızca laboratuvar analizleri ile sınırlı olduğunu sanmak, oldukça kısıtlayıcı olur. Küresel ticaretin hızla arttığı günümüzde, sahteciliği, etik olmayan uygulamaları ve yanıltıcı etiketleri, taklit gibi birçok benzer hususu da kontrol etmek bu otoritelerin görevidir.

Gıda Kodeksi

Gıda kodeksi, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde gıda üretimini ve ticaretini düzenleyen kapsamlı bir kural setidir. Codex Alimentarius gibi uluslararası standartlar, ülkeler arasında ticareti kolaylaştırırken tüketici sağlığını koruma amacı taşır. Avrupa’da, katkı maddeleri genellikle “e-numara” şeklinde tanımlanır. Bu Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) tarafından onaylanan ve Codex Alimentarius’a uygun olarak belirlenen katkı maddelerini tanımlar. Örneğin, e-100 numarası, belirli bir renklendiriciyi ifade eder, katkı maddelerinin Avrupa’daki standartlara uygunluğunu gösterir. Türkiye’de de benzer şekilde katkı maddeleri düzenlenmiş olmakla birlikte, kullanılan sınıflama farklı olabilir, ancak genel hedef, tüketici sağlığını korumaktır. Bu alandaki tüm çalışmalar Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından denetlenir.

Kodeks yalnızca teknik bir rehber değil, aynı zamanda tüketicilerin doğru bilgilendirilmesini sağlayan bir sistemdir. Örneğin, bir ürünün “glutensiz” olarak etiketlenebilmesi için, gluten içeriğinin belirli bir sınırın altında olması gerekir. Bu tür düzenlemeler gıda hassasiyeti olan bireyler için güvenli tüketim imkanı sunar, üreticilerin içeriğinin şeffaf bir şekilde herkes tarafından bilinmesini sağlar, sistemi geçerli, güvenilir ve sürdürülebilir kılar. Bugün, günümüz gıda sisteminin popüler kavramlarını, ne anlama geldiklerini ve nasıl işlediklerini biliyoruz. Ancak bu kavramların hayatımıza nasıl girdiğini ve neden var olduklarını daha net bir şekilde anlayabilmek için, gıda kavramının ve endüstrisinin gelişimini derinlemesine incelemek gerek.

Gıdanın Tarihsel Bağlamı ve Gelişimi

İnsanlık tarihinin en temel ihtiyaçlarından biri olan gıda, biyolojik bir zorunluluk olduğu kadar sosyal hayatın da dönüşümünde tayin edici bir güç olmuştur. Gıda ihtiyacımızın giderilmesi için var edilen sistemlerin tarihsel gelişimi, avcı-toplayıcı toplumların doğayla kurduğu ilişkiden, günümüzün karmaşık endüstriyel üretim süreçlerine kadar uzanır. Tarihin ilk dönemlerinde insanlar, çevrelerindeki doğal kaynaklardan faydalanarak hayatta kalmaya çalıştı. Avcılık ve toplayıcılık olarak adlandırılan bu dönemde, insan doğanın sunduğu her şeyi değerlendirdi. Yabani meyveler, kök bitkileri ve av hayvanları…

Ancak insanlar doğayı tanıdıkça, ona etki ederek faydalanmayı öğrendiler, öngörülebilir, düzenli bir hayat yaşamaya başladılar; artık hayatın bir tadı vardı. “Aman ağzımızın tadı bozulmasın“ deyimi galiba bu şekilde dilimize yerleşti. Yerleşik yaşamla birlikte tarım ve hayvancılık, insanların beslenmelerinin temeli oldu ve ellerindeki mahsul fazlasını trampa ederek beslenmelerini çeşitlendirdiler veya yeni öngördükleri ihtiyaçlarını giderdiler. Bu insanlık tarihindeki büyük kırılma noktalarından biridir. Zamanla teknolojik ve bilimsel gelişmeler, gıda üretimini ve sistemlerini daha verimli hale getirdi. 18. ve 19. yüzyıllarda tarım tekniklerinin gelişmesi, tarlalarda buharlı makinelerin kullanılmaya başlaması ve gübreleme yöntemlerinin keşfi, üretim kapasitesini artırdı. Bu şekilde refah arttı. Nüfus artışı ve çevresel sorunlar gibi çeşitli problemler ortaya çıktı.

Malthus’un Teorisi ve Taşıma Kapasitesi

Thomas Malthus, bu dönemde gıda üretiminin nüfus artışını desteklemekte yetersiz kalabileceğine dikkat çekerek, sürdürülebilirlik tartışmalarını başlattı. Gıda üretimi, insanlık tarihinin her döneminde nüfus artışıyla doğrudan ilişkili bir mesele olmuştur. 18. yüzyılda Thomas Malthus’un ortaya attığı teoriler, bu ilişkiye yeni bir boyut getirdi. Malthus, insan nüfusunun geometrik bir hızla artacağını, gıda üretiminin ise aritmetik bir hızla ilerleyeceğini öne sürerek taşıma kapasitesi kavramını gündeme taşıdı. Yani, o dönemin imkanları doğrultusunda işlenen doğal kaynakların belirli bir sınırı vardı. Bu sınır, “taşıma kapasitesi” olarak adlandırıyordu. Bu kapasite aşıldığında ise kıtlık, savaş ve hastalık gibi çeşitli sıkıntılar baş gösterecekti.

Malthus’un fikirleri o dönemde büyük yankı uyandırsa da, Malthus’un öngördüğü felaket senaryoları gerçekleşmedi. Uygarlık tarihimizde gerçekleşen devrim niteliğinde teknolojik ve bilimsel gelişmeler ile tarımda verim muazzam arttı. Yeni mekanize tarım yöntemleri, yüksek verimli tohum çeşitleri ve modern sulama teknikleri, kimyasal gübrelerin ve pestisitlerin yaygın kullanımı üretim miktarını ve verimi yükselterek, kapasiteyi çok arttırdı.

Tabii bu gelişmeler, beraberinde çevresel ve etik sorunlar getirdi. Yüksek verimli tarım yöntemleri, toprağın uzun vadeli verimliliğini tehdit ederken, su kaynaklarının ve biyoçeşitliliğin azalmasına yol açtı. Problemlerin sebebi bu yeni teknolojik ve bilimsel yöntemlerin kullanımındaki yanlış uygulamalar oldu. Küçük ölçekli çiftçiler dönüşüme uyum sağlayamadı. Dünyada tarım endüstrileşti. Maden, enerjide (petrol) olduğu gibi tarımsal üretimde de “yedi kız kardeşler” hüküm sürer oldu (**), eşitsizlikler derinleşti. Bugün Malthus’un teorisi üzerinde düşünecek olursak, konu sadece nüfus ve gıda üretimi arasındaki denge değil; aynı zamanda çevresel sürdürülebilirlik, sosyal adalet ve etik bir perspektifin de dahil edilmesi gereken bir uygarlık sorunudur.

Günümüzün başarı kriteri, gıda alanında kullanılan teknolojileri ve kullanım pratiklerini sadece çevre değil, sağlık ve sosyal hayatta olumsuz etki yaratmayacak şekilde tasarlamak ve uygulamak olmalıdır. Mesela tarımsal sürdürülebilirlik için akıllı teknolojiler, dikey tarım ve laboratuvar ortamında üretilen gıdalar gibi yenilikçi çözümleri bu çerçeve içinde değerlendirmek faydalı olacaktır.

Gıda Endüstrisinin Gelişimi

Gıdanın tek fonksiyonunun yalnızca karın doyurmak olmadığını, toplumların yaşam tarzlarını ve kültürlerini şekillendiren ana etkenlerden biri olduğunu söylemiştik, sanırım hemfikiriz. Endüstriyel Devrim olarak adlandırdığımız dönem ise, gıdanın tam anlamıyla uluslararası ticaret sistemine entegre olmasını sağladı. Üretim yöntemleri, tarımsal alanlardan fabrikalara doğru hızla evrildi ve bu değişim, bölgesel/ulusal ekonomilerin olduğu kadar, uluslararası ticaretin de merkezine yerleşti.

Endüstriyel devrim öncesinde, insanlar çoğunlukla gıdalarını yerelden temin ederdi. Tarımsal üretime dayalı ve el işçiliğiyle hazırlanan ürünler, çoğunlukla yakın çevrede tüketilirdi. Endüstride devrimin tarım ve gıda imalatına etkisiyle köklü bir değişim oldu. Artık kahve gibi bir bölgeye mahsus tarım ürünü tüm dünyada işlenebilirken soya, palm gibi yağ üretimi dünyanın bazı bölgelerine münhasır oldu. Kara, deniz ve demiryolları hatta hava yolları ile gıda ürünleri, kıtalararası yolculuklar yapar oldu.

Bu dönemde raf ömrünü uzatmaya yönelik birçok yöntem geliştirildi. Louis Pasteur’ün geliştirdiği pastörizasyon tekniği ve sonra keşfedilen iklimlendirme gıda güvenliğinde yeni bir devrim yarattı. Geleneksel tuzlama, tütsüleme teknikleri, yerini pastörizasyon, konserve ve daha sonra donuk gıda üretimi gibi bilimsel ve teknik yöntemlere bıraktı. Tabii hijyenik üretim yöntemleri, mikrobiyolojik yükün kontrolü ve temizlik maddeleri ve yöntemlerinin keşfinin etkisi de fevkalade büyük oldu. Bu gelişmeler gıda alanındaki sağlık risklerini azaltmanın yanı sıra, ürünlerin lezzetlerinin korunarak daha uzun süre saklanmasını sağlayarak ticaretin ve tüketim alışkanlıklarının dönüşümünde kilit bir rol oynadı.

Gıda endüstrisinin modern döneminde büyük etki bırakan bir diğer önemli gelişme ise, katkı maddelerinin kullanımının yaygınlaşmasıydı. Tek başına gıda olarak tüketilmeyen, besleyici değeri olan veya olmayan, üretim, işleme gibi aşamalarda koruma, stabilize etme gibi amaçlarla gıdaya ilave edilen, doğrudan ya da dolaylı olarak o gıdanın bileşeni haline gelen, maddelere gıda katkı maddeleri denir. Gıdaların lezzetini, dokusunu ve dayanıklılığını artıran bu maddeler, aynı zamanda üretim süreçlerini de daha verimli hale getiriyordu. Tabii konu işin içine bir şey “katmak” olunca, katkı maddelerine yönelik algılar tarih boyunca değişiklik gösterdi. Bu maddelerin sağlık üzerindeki etkileri ve güvenliği konusundaki tartışmalar, halen çağımızın en çok tartışılan gündem maddelerinden birini oluşturuyor.

Bu nedenle, katkı maddelerinin kullanımı uluslararası standartlarla sıkı bir şekilde düzenleniyor. Tüketicilerin son yıllarda doğal ve organik ürünlere yönelmesinin, bu alandaki üretim ve tüketim anlayışını  dönüştürdüğü de bir gerçek. İşlenmemiş veya daha az işlem görmüş ürünlere olan talep artarken, sektör tüketicinin beklentisine yanıt vermeye çalışıyor. Bir defa daha belirtmekte fayda görüyorum, modern tedarik zincirlerinin sürdürülebilirliği açısından katkı maddelerinden tamamen vazgeçmenin mümkün olduğunu düşünmüyorum; ancak alternatifler üzerinde mesai harcamanın değerini de yadsımıyorum. Gelişmenin en temel ön koşulu var olanla yetinmemektir.

İnsanın Gıda ile İlişkisi ve Yeme Davranışı

Şimdi tüketicimizin gözünden gıdaya bakalım. İnsanın yeme davranışı, bedenin ihtiyaçları, duygular ve toplumsal alışkanlıkların bir araya geldiği karmaşık bir sistem. Açlık hissi, vücudun enerji ihtiyacını beyne ilettiği bir sinyalle başlar, ancak bu sadece fizyolojik temelli bir ihtiyaç değildir. Yemek yeme davranışı aynı zamanda ruh halimiz, sosyal çevremiz ve kültürel normlarımız tarafından şekillenir. Enerjiye ihtiyaç duyduğumuzda midemiz, açlık hormonu ghrelini salgılar ve beynimize sinyal gönderir. Bu biyolojik mekanizma, “yemek” eylemini başlatır. Ancak açlık hissinin yanı sıra, tok kalmak durumu bir başka biyolojik süreçtir. Tok hissetmemizi sağlayan leptin ve insülin hormonlarının dengesi bozulduğunda, ihtiyaçtan fazlasını tüketmek kaçınılmaz hale gelir. Bu durum, sadece biyolojik bir mesele olmakla kalmaz, aynı zamanda duygusal ve psikolojik boyutları da içerir. Yemekle olan ilişkimizin biyolojiden çok daha öteye geçip karmaşıklaşmaya başladığı noktada, duygular devreye girer. (Hangi konuda böyle değil ki zaten?:-)) Neredeyse hepimiz hayatımızda stresli ya da üzgün hissederken kendimizi çikolata, dondurma, cips gibi şeyler yerken bulmadık? Bu tür yiyecekler, beynimizin ödül mekanizmasını harekete geçirir ve kısa süreli keyif veren bir dopamin patlamasına neden olur. Bu bazı yiyecekleri aşırı miktarda tüketmeye neden olabilir ve zamanla kontrolsüz bir yeme alışkanlığına dönüşebilir. Tam tersi olarak, sosyal medyada paylaşılan idealize edilmiş beden imajları ve kültürel normlar da gıda tüketmemeye veya tüketilen gıdayı kasıtlı olarak istifra etme davranışına (Bulimia) kadar giden sorunlara sebep olabilir. Duyguların yemekle buluştuğu bu hassas noktada, beden algımız ve dış dünyanın yarattığı, kimi zaman dayattığı idealler de yemek tercihlerimizi etkiler. İnce beden normlarının hakim olduğu günümüz dünyasında, yemek bir ihtiyaç olmaktan çıkıp, “yemek yememek” mücadelesine dönüşebilir.

Yemek eylemini sadece bireysel boyuta indirgemek, toplumsal boyutunun ihmaline neden olur. Birçok kültürde birlikte bir araya gelip yemek yenilmez; sofrada buluşulur. Mesela yemek davetleri veya önemli bir konuyu görüşmek için yemekte buluşmak sıkça yaptığımız şeylerdir. Yapılmak istenilen sadece yemek değil; birlikte vakit geçirmek, hikâyeler paylaşmak ve bağları güçlendirmektir. Buradan baktığımızda gıdanın fiziksel ve kaçınılamaz bir gereksinim olmasının yanı sıra, aynı zamanda sosyal ilişkilerin temelini oluşturduğunu keşfedebiliriz. Kültürümüzdeki aile sofraları, dost meclisleri, düğünler, bayramlar ve toplu yemekler bunun somut örnekleridir. Tabii bu noktada modern yaşamın hızı ve yoğunluğu sebebiyle giderek popülerleşen “çabuk yemek” yani “fast food”un sosyal ritüellerimizi değiştiren etkisini de görmezden gelmemek gerekiyor. Bu dönüşüm, yemek alışkanlıklarımızı daha pratik ve bireysel hale getirirken, aynı zamanda toplumsal etkileşimi ve paylaşma şekillerimizi de yeniden tanımlıyor.

Yemek, bireylerin kimliğini ve yaşam tarzlarını ifade etmeleri için bir araçtır. Bazı topluluklarda belirli yiyecekler kutsal kabul edilirken, diğerleri yasaklanabilir helal, koşer, vejetaryen gibi. Bunlar inançlar ve değerler yani kimlikle ilgilidir. Öte yandan, ekonomik koşullar yemekle olan ilişkimize yön verir. Düşük gelir gruplarında ucuz, yüksek kalorili gıdalar yaygınken; daha yüksek gelir grupları, organik ve sağlıklı ürünlere yönelmek eğilimindedir. Tabii bu ayrım, daha geniş sosyal ve ekonomik eşitsizliklerle de bağlantılıdır. Özetle yemekle olan ilişkimiz, sadece biyolojik bir gereklilik olmaktan çok, kimlik, toplum ve kültürle etkileşimimizin şekillendirdiği çok katmanlı bir süreçtir. Bu yüzden yemek davranışımız ne yediğimiz kadar neden ve nasıl yediğimize bağlıdır.

Gıda Sistemlerinin Şekillenmesi

Gıda, bilim, teknoloji ve endüstrinin kesişim noktasında sürekli dönüşen bir sistem. Bu sistemin bugünkü haline gelmesinde, bilimin katkıları ve endüstriyel süreçlerin etkisi yadsınamaz. İnsanlık, tarih boyunca daha verimli üretim yöntemleri geliştirme çabasında olmuştur ve bilim bu süreçte her zaman yol gösterici bir rol üstlenmiştir. Bilimin gıda üzerindeki etkileri, tarımdan başlayarak gıda işleme teknolojilerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO’lar), hidroponik tarım gibi yenilikçi yöntemler, tarımsal üretimde daha az kaynakla daha fazla verim alınmasını sağlıyor. Laboratuvar ortamında üretilen et gibi gelişmeler, hem olumsuz çevresel etkileri azaltma hem de artan nüfusun gıda talebini karşılamada yeni olanaklar sunuyor. Bilim sayesinde insan sağlığını ve gıda güvenliğini en ön planda tutarak, sürdürülebilir üretimi ve tedariği sağlayabiliyoruz. Geçmiş dönemlerde yaşanan kıtlıkları ve gıdaya ulaşma zorluğunu değerlendirdiğimizde şimdi ne kadar değerli imkanlara sahip olduğumuzu anlayabiliyoruz. Endüstriyel süreçler hem ürünlerin raf ömrünü uzatıyor hem de tüketici taleplerine daha hızlı yanıt verilmesini sağlıyor. Bu teknolojiler toplumların tüketim alışkanlıklarını da etkileyebilmektedir. İşlenmiş gıdalar, hızla değişen yaşam tarzımıza uygun bir çözüm sunuyor, ancak aynı zamanda sağlıklı beslenme ve sürdürülebilirlik açısından tartışılıyor. Günümüzde gıda sistemlerinin şekillenmesinde küreselleşmenin etkisi çok belirgindir. Küresel tedarik zincirleri sayesinde, mevsimi dışında meyve ve sebzelere ulaşabiliyoruz. Ama bu kolaylıklar karbon ayak izi, gıda güvenliği ve yerel üretimin zayıflaması gibi endişeleri beraberinde getiriyor. Sürecin ne kadar karmaşık olduğunu anlamak isteyen okuyucularım, kahvenin toplanmasından fincana kadar izlediği yolu araştırabilirler.

Ultra İşlenmiş Gıdalar ve İnsan

Bu bölümde konuyu “insan” perspektifi üzerinden inceleyeceğiz. Ultra İşlenmiş Gıda bilimsel ve teknolojik bir terim değildir. Uydurulmuş ve korkutucu bir terimdir. Neyi havi olduğu ve nereye kadar uzandığı belli değildir. İçinde geçen “Ultra” sözcüğü “işlenmiş” sözcüğü ile birleşince korkutmak isteyenin elinde oldukça korkutucu bir araca dönüşüyor.  Bu tanım NOVA diye bilinen bir gıda sınıflandırma sisteminden gelmektedir ve sırf işlendi ya da ultra, ne kastediliyorsa işlendi diye sağlığa zararlı olmaz. Gıda sadece ‘işlenmiş’ olduğu için sağlıklı ya da sağlıksız değildir. Gıda işleme üzerine kapsamlı bir tartışma, genel geçer net tanımlara sahip spesifik bir terminoloji gerektirir. Gıda işlemenin öneminin doğru bir şekilde anlaşılması için, işleme türlerinin arasında ayrım yapan NOVA gibi bir sınıflandırmaya gerek duyulmaktadır (***).

Son yıllarda sosyal medyanın da etkisiyle üzerinde tartışmanın popüler olduğu ultra işlenmiş gıdaların üretim süreci, 20. yüzyıl son çeyreğinden bugün 21. yüzyıl ilk çeyreğine geleneksel işleme yöntemlerinden farklı bir üretim sürecine tabi tutulur, yani artık fabrikalarda işlenmektedir gıdalarımız. Bu gıdalar, besin değeri açısından diğerlerine kıyasla daha yoksun olabiliyor ve genellikle tüketici için daha cazip hale getirilmesi için aroma ve boyar madde gibi çeşitli içerikler eklenir. Endüstriyel üretim süreçlerinde doğada bulunmayan kimyasal bileşikler, yapay tatlandırıcılar, koruyucular ve koku vericiler kullanılır. Ultra işlenmiş gıdalar, içerik ve besin değeri bakımından geleneksel ve doğal gıdalardan farklıdır, hatta doğada bulunmaz. Ama günümüzde tüketimin çoğunu teşkil ederler ve tüketici tercihi de bu yöndedir. Bu gıdaların tipik örnekleri arasında hazır yemekler, şekerli içecekler, cipsler, bisküviler, çikolata, işlenmiş etler vb bulunmaktadır. Taze meyve ve sebzelerden, doğal yağlardan ya da tam tahıllardan ziyade, bu gıdalar genellikle rafine şeker veya tatlandırıcı, beyaz un, koruyucu maddeler ve sentetik aromalarla üretilir. Tüm bu işleme süreçleri temelde gıdaların raf ömrünü uzatmayı amaçlar, böylece nefasetini kaybetmeden size ulaşabilirler. Ancak bu süreçte besin değerleri azalabilir.

Peki, neden bu tür gıdalar bu kadar çok tüketiliyor?

Uzmanlar bu sorunun cevabının, yalnızca ürünlerin pratikliği ve ekonomik olmasında yatmadığını; aynı zamanda beynimiz ve düşünme sistemimiz ile ilişkili olduğunun altını çiziyor. Modern yaşamın hızlı temposu, insanın pratiklik ve somut fayda arayışı mesela düşük fiyat, ultra işlenmiş gıdaların günlük hayatımıza entegre olmasını kolaylaştırmıştır. Ancak bu gıdaların içerikleri ve uzun süreli kullanım etkileri konusunda farkındalık artmaya başladı. Yüksek miktarda şeker, tuz ve doymuş yağ içeren bu gıdaların, obezite, kalp hastalıkları, diyabet gibi hastalıklar için önemli birer risk faktörü oluşturduğunu artık hepimiz biliyoruz. Bu gıdaların aşırı tüketilmesi, burası önemli zira suyu bile çok tüketirseniz zararlı, metabolizmanın dengesizleşmesine, iltihaplanma ve insülin direnci gibi olumsuz etkilere yol açabiliyor.

Ama neden bu gıdalardan vazgeçemiyoruz?

Uzmanlara göre bu gıdaları tercih etmemizin bir diğer nedeni, beynimizdeki ödül sistemini tetiklemesidir. Yüksek şeker, tuz ve yağ oranları, dopamin salınımını artırarak geçici bir ek haz ve mutluluk hissi yaratır. Dopamin, beynin ödüllendirmek sistemiyle ilişkilidir ve bu kimyasal tepkiler, bizi tekraren aynı tercihleri yapmaya yönlendirebilir. Özetle, ultra işlenmiş gıdalar yalnızca fiziksel açlığımızı değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal ihtiyaçlarımızı da karşılar. Bu durum zamanla bir bağımlılık döngüsünün oluşmasına sebep olabilir. Amerikalı tanıdıklarımdan kola tiryakileri vardı. Sabah kalkar kalkmaz ilk işleri bir şişe kola içmekmiş. Tabii gün boyu içilen miktar da fevkalade yüksek oluyor. Sosyal ve kültürel etkilerin de önemli bir faktör olduğunu unutmayalım. Uzmanlar, ultra işlenmiş gıdaların toplumda nasıl tüketildiğini yalnızca bireysel tercihlerle değil, aynı zamanda sosyal etkileşimler ve kültürel dinamiklerle de ilişkilendiriyor. Yemek kültürü, sosyalleşmeyi ve toplumsal etkileşimi şekillendiren çok önemli bir etken. Bu gıdaların ulaşılabilir ve erişebilirliği nerdeyse onları tüm tüketim okazyonlarında cazip kılıyor.

Ferdi Tayfur her çocuğuna 600’er milyon TL miras bıraktı

0

Vefatıyla Türkiye’yi hüzne boğan efsane sanatçı Ferdi Tayfur, arkasında 80 daire, 7 villa, Marmaris’te “cennetim” olarak adlandırdığı bir ada ve birçok gayrimenkul bıraktı. Yaklaşık 3 milyar liralık mirası, sanatçının 5 çocuğu arasında paylaştırılacak.

Ferdi Tayfur her çocuğuna 600’er milyon TL miras bıraktı

Ferdi Tayfur’dan geriye 80 daire, 7 villa ve Marmaris’te bir ada başta olmak üzere pek çok gayrimenkul kaldı.

Efsanevi sanatçının cenazesinde su yüzüne çıkan aile içi kavga nedeniyle yaklaşık 3 milyar liralık mirasın 5 kardeş arasında nasıl paylaşılacağı merak konusu oldu.

Ferdi Tayfur’un ölümünün ardından mal varlığı yeniden gündemde. İçinde Marmaris’te bir koy ve yarımadanın da bulunduğu çok sayıda taşınmaza sahip olan Ferdi Tayfur’un Adana, İstanbul, Marmaris’te 86 evi olduğu ortaya çıktı.

Sabah’tan Ömer Karahan’ın haberine göre, Ferdi Tayfur’un serveti muhtemelen sanatçının farklı tarihlerde birlikteliklerden dünyaya gelen 5 çocuğu arasında pay edilecek. Ferdi Tayfur, yaşamı boyunca tek resmi evlilik yaptı.

Çocukları, eşleri, torunları, yeğenleri derken Ferdi Tayfur tek başına büyük bir aileyi temsil ederek yaşamını sürdürdü.

CENNETİ 12 MİLYON DOLAR

Tayfur, Marmaris’teki yaşamı için hep ‘Cennetim’ benzetmesini kullandı. Bugün Tayfur’un sahip olduğu yarımada için bölgedeki emlakçılar, “En az 12 milyon dolar eder” diyor. Yani bu arazinin fiyatı en az 400 milyon TL. İstanbul ve Adana’daki daireler, Türkiye sınırları içerisinde arsa ve araziler, yaptığı eserlerden elde ettiği hak edişler –ve halihazırda ömür boyu sürecek telifler- derken Ferdi Baba yaklaşık 3 milyar TL gibi bir serveti geride kalanlara bırakmış. Yani bu hesaba göre her çocuk bu servetten 600 milyon lira pay alacak gibi görünüyor.

‘BEN PISIRIK ADAMIM’ DEMİŞTİ

Ferdi Tayfur, Necla Nazır ile nikah masasına oturamama nedenini şöyle açıklamıştı: “Özür diliyorum, başaramadım. Evli olduğum kadını İstanbul’a getirip boşanmayı kendime yediremedim. Bu konularda pısırık bir adamım.”

BANJO NE OLACAK?

Ferdi Tayfur’un bu hayatta en sevdiği şeylerden biri de ‘Sadakat’ kavramına verdiği önemden dolayı köpeği Banjo’ydu… Banjo ismini Ferdi Tayfur koymuştu. Afrika kökenli telli bir çalgı türüne verilen bir enstürman Banjo, ancak Ferdi Baba bu niyetle mi koydu o ismi bilinmez… Bu arada Banjo, Arjantin’de yaban domuzu da dahil olmak üzere büyük hayvan avı amacıyla melezlenmiş büyük, beyaz, kaslı bir köpek türü olan Dogo Argentino ırkına ait… Dünyanın en vahşi ve tehlikeli köpek ırkı anlayacağınız. Bakalım böylesine tehlikeli bir köpeğe kim sahip çıkacak ona kim bakacak?

BABASININ GÖZDESİ KÜÇÜK FERDİ

Ferdi Tayfur babasız yetim büyüdü. O yüzden “Baba şefkatini tatmadım. Babasız büyüdüm. Çocuklarıma o şefkati gösterdim mi bilemiyorum” demişti.

Ancak Ferdi Tayfur’un en küçük oğlu Ferdi Taha Tayfur’a ayrı bir sevgisi vardı. Ferdi Taha, babasının arabesk müziğine karşılık R&B ve yabancı pop şarkılar dinlemeyi seviyor. Ayrıca tam bir deniz aşığı… Kano ve rüzgar sörfü onun hayatında olmazsa olmazı.

MAHALLENİN HAMİSİ

Ferdi Tayfur, çocuk ve gençliğinin geçtiği Adana’daki Hürriyet Mahallesi’ni sık sık ziyaret ederdi. Kurban Bayramlarında kurban kestirip komşularına dağıtır, gençlere çocuklara kıyafet alır, harçlık dağıtırdı. Tayfur ‘Kim ne yaparsa kendine yapar hem dünyada hem ahirette’ sözünü kendisine düstur edinmişti.

Milan’dan inanılmaz geri dönüş. Hakan Çalhanoğlu devam edemedi

Milan, İtalya Süper Kupası’nın finalinde Inter’i 3-2 mağlup etti ve şampiyon oldu.

İtalya Süper Kupası’nın finalinde Inter ile Milan karşı karşıya geldi. Müsabaka Milan’ın 3-2’lik üstünlüğüyle sona erdi.

Inter’in gollerini 45+1’inci dakikada Lautaro Martinez ile 47’nci dakikada Mehdi Taremi kaydetti. Milan’da fileleri 52’nci dakikada Theo Hernandez, 80’inci dakikada Christian Pulisic ve 90+3’üncü dakikada Tammy Abraham havalandırdı.

Bu sonucun ardından İtalya Süper Kupası’nda şampiyon Milan oldu.

Inter’de maça ilk 11’de başlayan milli futbolcu Hakan Çalhanoğlu, 35’inci dakikada sakatlanarak kenara geldi.

Arda Güler şov yaptı, Real Madrid kupada farklı kazandı

İspanyol devi Real Madrid, Kral Kupası son 32 turunda Deportiva Minera ile karşı karşıya geldi. Eflatun-beyazlılar, sahadan 5-0’lık galibiyetle ayrıldı.

Arda Güler’in ilk 11’de sahne aldığı maçta Real Madrid’in gollerini 5. dakikada Valverde, 13. dakikada Camavinga, 28. ve 88.  dakikalarda Arda Güler ve 55. dakikada ise Modric kaydetti.
Mücadeleyi 9.8 reytingle tamamlayan milli futbolcumuz Arda Güler, sergilediği performansla maçın yıldızlarından birisi olurken taraftarlarından da tam not aldı.

Karşılaşmada 90 dakika sahada kalan Arda Güler, gelecek haftalarda ilk 11’de forma şansı bulmak için Carlo Ancelotti’ye de güçlü nedenler sundu.

Arda Güler şov yaptı! Real Madrid, kupada farklı kazandı
DİKKAT ÇEKEN AN
Deportiva Minera futbolcusu Omar Pedromo, mücadelenin sonunu beklemeden devre arasına girilirken Arda Güler ile forma değiştirdi. Bu anlar, sosyal medyada günün en çok yapılan paylaşımları arasına girdi.

Oryantal Didem’den yıllar sonra gelen taciz itirafı

Ünlü oryantal sanatçısı Didem Kınalı, Uzman Psikolog Esra Ezmeci’nin programına konuk oldu. Bir dönemler Türkiye’nin en ünlü figürlerinden biri olan Kınalı, İbo Show’da başından geçenleri anlatırken, dünyaca ünlü bir kadın sanatçı tarafından tacize uğradığını itiraf etti.

Oryantal Didem'den yıllar sonra gelen taciz itirafı: "Zorla dudağımdan öpmeye çalıştı"

Türk televizyonlarının en çok izlenen programlarından İbo Show’da yıllarca oryantal dans gösterileri sergileyerek ünlenen Didem Kınalı, kısa sürede halk tarafından ‘Oryantal Didem’ olarak tanındı.

Geçtiğimiz yıllarda türkücü İbrahim Tatlıses ile yaşadığı ‘vefa’ polemiği ile yeniden gündem olan Kınalı, Uzman Psikolog Esra Ezmeci’nin programına katıldı.

‘ZORLA KONSOMATRİSLİK YAPACAKSIN DEDİLER’

Kınalı, maddi imkansızlıklar nedeniyle 11 yaşında çalışmaya başladığını belirterek, “Ekonomik durumu kötü olan ama iyi bir ailede büyüdüm” şeklinde konuştu. 24 yıl boyunca oryantallik kariyerine devam ettiğini ve bu süreçte bazı mekanlarda kendisinden konsomatrislik yapılmasının istendiğinde aktaran Kınalı, hayatının 17 yaşında başladığı İbo Show ile birlikte değiştiğini söyledi.

‘İBRAHİM TATLISES İLE DUYGUSAL BİRLİKTELİĞİM OLMADI’

Kınalı, İbrahim Tatlıses ile birlikte çalıştığı yıllarda birçok kez ölüm tehditleri aldığını, buna karşın hiçbir zaman Tatlıses ile duygusal bir birliktelik yaşamadığını belirtti. Hayatı boyunca yaşadığı zorluklara ilişkin isyan eden Kınalı, “Şu anda şarkıcılık yapmaya çalışıyorum. Herkese kırgınım. Afedersiniz insan besleyeceğinize hayvan besleyin daha iyi. Çok yoruldum. Sahte insanlardan bıktım. Hiç kimseye güvenmiyorum” ifadelerini kullandı.

‘MADONNA ZORLA DUDAĞIMDAN ÖPMEYE ÇALIŞTI’

Yaptıkları meslek nedeniyle hayatları boyunca birçok kişinin tacizine uğradıklarını söyleyen Kınalı, “Kadınlar daha çok taciz ediyor. Madonna’nın 56. doğum gününde dans ettim. Beni dudağımdan öpmeye çalıştı. Kafamı çevirdim ama ikinci kez hamle yaptı. Sanırım dudağımdan öpmesine izin vermediğim için bir dolar bahşiş verdi…” dedi.

Çelik sevgilisi Elif Üngür’ü paylaştı

Şarkıcı Çelik, öğretmen sevgilisi Elif Üngür ile çekilen fotoğrafını sosyal medya hesabından paylaştı.

Çelik sevgilisi Elif Üngür'ü paylaştı: 'Oha çok güzel'

Şarkıcı Çelik sosyal medyada esprili bir paylaşımda bulundu.

Çelik, öğretmen olan kız arkadaşı Elif Üngür ile birlikte çekildiği fotoğrafı Instagram’da yayınladı.

Gönderisine de “Bir beğeni ve yorumunuzu alırız. Hatta bir yorumunuzu alırız. ‘Oha, Çelik’in sevgilisi çok güzel’ onu da alırız” notunu düştü.

Şakir Paşa Ailesi dizisinden sevindiren haber geldi

0

Ekranların büyük ilgiyle takip edilen dizisi Şakir Paşa Ailesi: Mucizeler ve Skandallar, geçtiğimiz Aralık ayında yaşanan talihsiz yangın sonrası çekimlerine ara vermek zorunda kalmıştı.

Büyükada’daki tarihi Şakir Paşa Köşkü’nün yer aldığı 7 dönümlük platonun tamamen yanması, dizinin hayranlarını derinden üzmüştü. Ancak dizi ekibinden sevindiren haber nihayet geldi. Yapım ekibinin hummalı çalışmaları sayesinde tamirat tamamlandı ve set yeniden çekimlere başladı.

Büyükada Yangını: Şakir Paşa Köşkü Kül Oldu

Dizinin çekimlerinin yapıldığı Büyükada’daki tarihi köşk, geçtiğimiz ay çıkan büyük bir yangında kül olmuştu. Yangının çıkış nedeni henüz tam olarak açıklanmamış olsa da, dizi setinde büyük hasara yol açtığı biliniyor. Şakir Paşa Köşkü, dizinin en ikonik mekânlarından biriydi ve bu felaketin ardından dizinin geleceği hakkında birçok spekülasyon ortaya atılmıştı.

Ancak yapım ekibi, yangının ardından hemen harekete geçti. Yangından zarar gören alanların restorasyon çalışmalarına hız verildi ve sosyal medyada dolaşan bilgilere göre, tarihi köşkün restorasyonu tamamlandı. Böylece dizi çekimlerinin de yeniden başladığı öğrenildi.

Şakir Paşa Ailesi Hayranlarına Müjde: Yeni Bölümler Yolda!

Dizinin yapım ekibi, yangın felaketinin ardından çekimlere devam edebilmek için büyük bir çaba harcadı. Özellikle köşkün restorasyon sürecinin hızla tamamlanması, dizinin ekrana dönüş tarihini öne çekti. Şakir Paşa Ailesi: Mucizeler ve Skandallar dizisinin yeni bölümlerinin ay sonu ya da şubat başı itibarıyla izleyicilerle buluşması bekleniyor.

Sosyal Medyada Büyük Heyecan

Dizinin hayranları, sevilen yapımın ekranlara geri döneceği haberini sosyal medyada büyük bir coşkuyla karşıladı. Birçok izleyici, dizinin yeni bölümlerine dair teorilerini ve beklentilerini paylaşmaya başladı. Özellikle yangın sonrası hikâyede nasıl değişiklikler yapılacağı ve Şakir Paşa Köşkü’nün akıbetinin nasıl anlatılacağı merak konusu oldu.

Dizi ekibi, yangın sonrası hızlıca toparlanarak çekimlere başlamasıyla sektörde büyük takdir topladı. Yapımcılar, restorasyon sürecini yakından takip ederken, dizinin oyuncu kadrosu da geri dönüş için sabırsızlandıklarını belirtti.

Başarılı oyuncu kadrosu ve dikkat çekici senaryosuyla reytinglerde üst sıralarda yer alan Şakir Paşa Ailesi, televizyon dünyasında yeniden gündeme oturacak gibi görünüyor. İzleyiciler, yeni bölümleri merakla beklerken, yapım ekibinden gelen olumlu haberler heyecanı artırdı.

Dizinin Ekranlara Dönüş Tarihi

Henüz yapımcı şirketten resmi bir açıklama gelmemiş olsa da, dizinin şubat ayı başlarında yeniden ekranlara dönmesi bekleniyor. Yeni bölümlerle birlikte dizinin senaryosunda yaşanan değişikliklerin izleyici tarafından nasıl karşılanacağı ise merak konusu.

Şakir Paşa Ailesi’nin Başarı Yolculuğu

Şakir Paşa Ailesi: Mucizeler ve Skandallar, tarihi dokusu ve güçlü oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor. Dizinin hikâyesi, Osmanlı döneminden Cumhuriyet’e uzanan bir zaman diliminde, Şakir Paşa ailesinin yaşadığı skandalları ve mucizevi olayları konu alıyor.

Son yangın felaketi, dizinin hem ekibi hem de hayranları için zorlu bir süreç olmuştu. Ancak setin yeniden açılması ve çekimlerin başlamasıyla bu zorlu dönemin geride bırakıldığı anlaşılıyor.

5 yıldır sevgilim var

Ünlü şarkıcı Hande Yener, katıldığı programda özel hayatına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Ünlü şarkıcı, prodüktörü Misha ile 5 yıldır gözlerden uzakta bir ilişki yaşadığını itiraf etti.

Hande Yener, Hülya Avşar’ın YouTube programına konuk oldu. Kariyerinde özel hayatına kadar dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Kariyerinden özel hayatına kadar samimi açıklamalarda bulunan 51 yaşındaki şarkıcı, 5 yıldır bir ilişkisi olduğunu ve sevgilisinin müziklerini yaptığını söyledi. Yener’in uzun süredir hayatında olan kişi ise prodüktörü Misha.

“İYİ Kİ SENİNLE KARŞILAŞTIK”

İşte Hande Yener’in açıklamalarından öne çıkanlar:

Ben tezgahtardım. Şarkıcı nasıl oldum? Seninle karşılaşmasak belki de başka bir şey olacaktım. İyi ki seninle karşılaştık.

Spor da yapıyorum, fit kalmak için. Yoga yapıyorum. Çok güzel besleniyorum. Akşam 7-8 sebzemi yerim. Bir kilo bile alsanız size bir kilo ödem hediye ediyor. Sebzeyle, su içerek. Peynir ve yumurtadan vazgeçemiyorum. Alkol almıyorum.

“5 YILDIR SEVGİLİM VAR”

Yener, Hülya Avşar’ın sevgilin var mı sorusu üzerine de “5 yıldır sevgilim var, benim müziklerimi yapıyor. Biz çok iyi arkadaşız, o yüzden ilk kez bir ilişkimde 5 yıl süresini geçtim. Çok şanslıyım, beni anlıyor, dinliyor. İlk söylediğim şey ‘Seni bana Allah yolladı’, ikinci söylediğim şey ‘Aileni tanımak istiyorum.’ ‘Rol mü yapıyorsun bana?’ dedim ve annesiyle tanıştım” yanıtını verdi.

Demet Akalın Photoshop’un dozunu kaçırdı

Hadise’nin O Ses Türkiye’deki Sıfır Tolerans performansına verdiği tepkiyle gündeme gelen ünlü şarkıcı Demet Akalın bir fotoğrafına uyguladığı Photoshop ile çok konuşuldu.

Giderli şarkılarıyla geniş bir hayran kitlesine ulaşan Demet Akalın, sosyal medya hesabından güncel olaylara verdiği tepkilerle sık sık gündeme geliyor.

Yeni yıl için konser veren Akalın, geceden çok sayıda fotoğraf paylaştı. Ailesinin de katıldığı konserde gümüş rengi bir elbise giyen şarkıcı, söz konusu fotoğrafta yaptığı oynamayla dikkatleri üzerine çekti.

Bacağının bir kısmını yok eden ünlü şarkıcıya sosyal medyadan çok sayıda yorum geldi.

Gelen yorumlara rağmen fotoğrafı kaldırmayan Akalın, herhangi bir açıklama yapmadı.

Demet Akalın son günlerde Hadise’nin O Ses Türkiye’deki Sıfır Tolerans performansını Narin’e armağan etmesine verdiği “Kusacağım” tepkisiyle adından söz ettirmiş, konuyla ilgili İrem Derici ile de polemik yaşamıştı.