Ana Sayfa Blog Sayfa 551

Rolling Stones’tan 1 milyar TL’lik onay

0

Efsanevi İngiliz rock’n roll grubu Rolling Stones, kuruluşunun 60. yılını kutluyor.

Halen turnelerine devam eden grup yeni bir sözleşme imzaladı. Şarkıları ve hikayelerinin bir televizyon serisinde yer almasına ilk kez izin verdiler.

Grup, kanal ile 50 milyon Sterlin’lik (1 milyar TL) anlaşma yaptı. Grubun şarkılarının çoğunun sözünü solistler Mick Jagger (78) ve Keith Richards (78) yazdı.

Ayrıca Rolling Stones Amsterdam‘daki Johan Cruijff Arena’daki bu geceki konseri iptal etmek zorunda kaldı. Jagger, bu geceki erteleme için çok üzgün olduklarını belirterek Hollandalı hayranlarından Twitter’da özür diledi.

Şöyle yazdı:

“Amsterdam gösterisini bu gece bu kadar kısa bir sürede ertelemek zorunda kaldığımız için çok üzgünüm.

“Maalesef az önce Covid testi pozitif çıktım. En kısa sürede tarihi yeniden planlamayı ve mümkün olan en kısa sürede geri dönmeyi hedefliyoruz. Sabrınız ve anlayışınız için teşekkür ederiz. Mick.”

Gösteri ileri bir tarihe ertelenecek. Bu geceki gösterinin biletleri, yeniden planlanan tarih için organize edilecek.

Jordan, 24 Ağustos 2021’de 80 yaşında vefat eden davulcu Charlie Watts‘ın ölümünün ardından uzun süre sonra grupla turneye çıkıyor.

Grup, geçen hafta Perşembe günü Anfield futbol stadyumunda Birleşik Krallık sahnesine geri döndü ve bu yaz Londra’daki BST Hyde Park festivalinde iki konser verecek.

Numberone.com.tr

Türkiye mankenlerini seçti! Nevide Çiçek fırtınası esti

0

Her ilden birbirinden güzel mankenlerin yarıştığı Ulusal Model Of Models Yarışması 8 Haziran’da Portex’te düzenlendi. Yarışmada Number1 Türk TV sunucusu Nevide Çiçek ikincilik tacının sahibi oldu.

Baltalimanı Portax’te gerçekleşen 2022 Ulusal Model Of Models Yarışması tamamlandı. Yarışma da İzmirli güzel Nevide Çiçek 2022 yılı Türkiye Ulusal Kadın Modeli ikincisi seçildi.

“En İyi Vücut Kraliçesi”

Daha önce de Lübnan’da düzenlenen Miss Tourism University yarışmasında “En İyi Vücut Kraliçesi” ödülüne layık görülen Çiçek, adeta podyumda rüzgar gibi esti.

Yeşil elbisesiyle geceye damga vuran 21 yaşındaki manken yarışmanın sunucusu Özge Özder tarafından “Gecenin En Zor Elbisesini Taşıyan Mankeni” seçildi.

Numberone.com.tr

Sinan Meydan: Adalar Lozan’da kaybedilmedi

0

Köşe yazarı Sinan Meydan Yunanistan’ın adaları silahlandırmasına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Sonu felaket olur” çıkışı üzerine Lozan konusunu masaya yatırdı. Adaların Lozan’da kaybedilmediğinin altını çizen Sinan Meydan, Tam tersine Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan adaları Lozan’da kurtarıldı dedi. Lozan sürecinin tüm ayrıntıları ve bilinmeyenleri Cumhuriyetin Kurucularından Ali Naci Karacan’ın kaleme aldığı “Lozan” adlı kitabında anlatılıyor.

İşte o yazı:

Adalar, 1912-1914 arasında kaybedildi. Lozan’da fiilen elimizde olan hiçbir ada kaybedilmedi. Tam tersine Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adaları Lozan’da kurtarıldı.

Yunanistan anlaşmalara aykırı olarak yıllardır Ege’de adaları silahlandırıyor ve Türkiye’ye ait adaları, adacıkları işgal ediyor. Yıllardır bu durumu ses çıkarmayan AKP’li Cumhurbaşkanı, geçen hafta “Şaka yapmıyorum… Sonu felaket olur!” diyerek sesini yükseltti.

Adalar konusu açılır açılmaz Cumhuriyet düşmanları hemen harekete geçip o klasik “Adalar Lozan’da kaybedildi!” yalanını dillendirmeye başladılar.

ADALARIN KAYBEDİLMESİ (1912-1914)

1911’de İtalya Osmanlı’ya saldırdı. Trablusgarp Savaşı başladı. 1912’de 12 Ada İtalyanlar tarafından işgal edildi. 1912’de Birinci Balkan Savaşı başlayınca Yunanistan da Ege Adalarını işgal etti. Donanması Haliç’te çürütülmüş olan Osmanlı, bu işgallere seyirci kaldı.

1912 yılı sonunda Kuzeydoğu Ege Adaları Yunanistan, 12 Ada ise İtalyan işgali altındaydı.

1912-1914 arasında İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya, Avusturya-Macaristan’ın katılımıyla Londra’da Büyükelçiler Konferansı toplandı. Konferansta Yunan işgali altındaki Ege Adaları ile İtalyan işgali altındaki 12 Ada’nın geleceği konuşuldu.

Büyük devletler, 14 Şubat 1914’te Meis hariç 12 Ada’yı İtalya’ya; Bozcaada ve Gökçeada hariç Kuzeydoğu Ege Adaları’nı da Yunanistan’a verdiler. Osmanlı, 15 Şubat 1914 tarihli bir notayla bu durumu protesto etti.

Birinci Dünya Savaşı’nda ve Kurtuluş Savaşı’nda Adalar

Birinci Dünya Savaşı başladığında Osmanlı’nın elinde “fiilen” sahip olduğu hiçbir ada yoktu. 14 Şubat 1914 tarihli kararda “resmen” Osmanlı’ya ait olduğu belirtilen Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adaları da Osmanlı’da değildi. Adalar, İtalyan ve Yunan işgali altındaydı.

Birinci Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletleri, 12 Ada’dan ve özelikle de Ege Adaları’ndan olabildiğince yararlandılar. Örneğin, 1915 Çanakkale Muharebeleri sırasında Limni Adası İtilaf Devletleri’nce etkili bir üs olarak kullanıldı. Yine, 1914’te kâğıt üzerinde Osmanlı’ya bırakılan Gökçeada İtilaf Devletleri’nin savaş sırasındaki üslerinden biriydi. Birinci Dünya Savaşı’nda İtalyanların elindeki 12 Ada’dan Astypalaia, Rodos ve Leros gibi adalar da İtilaf Devletleri’nce üs olarak kullanıldı.

Osmanlı Devleti, 1918’de Limni Adası’nın Mondros Limanı’nda imzalanan ateşkes antlaşmasıyla Birinci Dünya Savaşı’ndan çekildi.

Birinci Dünya Savaşı sonrası Anadolu’yu işgal eden İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan, adaları üs olarak kullanmaya devam etti. Örneğin, İtalyanlar Güneybatı Anadolu’yu işgal ederken Rodos Adası’nı üs olarak kullandılar. 1919-1922 arasında Kurtuluş Savaşı devam ederken 12 Ada İtalyanların, Ege Adaları da Yunanistan’ın elindeydi. Bu nedenle 28 Ocak 1920’de Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde kabul edilen Misak-ı Milli‘de adaların açıkça milli sınırlar içinde olduğu belirtilmedi. Misak-ı Milli’de sınırlar belirlenirken 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanırken Türk askerinin bulunduğu yerler esas alınmıştı. Adalar ise 1912’de kaybedilmişti. 1918’de mütareke imzalanırken adalarda Türk askeri yoktu. Buna rağmen Türkiye Lozan’da Çanakkale Boğazı’nda yakın adaları kurtarmak için elinden geleni yapacaktı.

10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması 84. maddeye göre Gökçeada ve Bozcaada dâhil Ege Adaları Yunanistan’a, 122. maddeye göre de Meis Adası dâhil 12 Ada ve ona bağlı ada ve adacıklar da İtalya’ya verilecekti.

Lozan’da Adalar Mücadelesi

Kasım 1922’de İsmet Paşa başkanlığındaki Türk heyeti Lozan’a giderken 12 Ada ve Ege Adaları yaklaşık 10 yıldır İtalyan ve Yunan işgali altındaydı.

Lozan’a giden İsmet Paşa heyetine verilen 14 talimattan 4. talimat adalarla ilgiliydi. Buna göre “Müzakere sırasında politika belirlenerek Çanakkale’ye yakın adalar istenecek, güçlük çıkarsa Ankara’dan talimat beklenecekti.” Yani adalar konusunda gerçekçi amaç Çanakkale’ye yakın adaları kurtarmaktı.

İsmet Paşa, Lozan’da, tam da kendisine verilen talimata uygun olarak Çanakkale Boğazı’na yakın adaları istedi. Lozan’da 25 Kasım 1922 tarihli oturumda İsmet Paşa, 1914’te Büyükelçiler Konferansı ile Türkiye’ye bırakılan Gökçeada, Bozcaada ve Boğazlara yakın durumdaki Semadirek Adası’nı istedi. Ayrıca daha önce Yunanistan’a bırakılan Limni, Midilli, Sakız, Sisam, Nikerya Adaları’nın “genel barış için” bütünüyle askerden arındırılmasını, buralardaki istihkâmların yıkılmasını, deniz ve hava üssü kurulmamasını ve asayişi sağlayacak miktarda jandarmadan başka hiçbir silahlı kuvvet bulundurulmamasını istedi. Ayrıca Limni, Midilli, Sakız ve Nikerya Adalarının Yunanistan’dan alınarak özel bir rejimle yönetilmesini istedi. İsmet Paşa sonraki görüşmelerde de Meis Adası’nı ve Bozcaada’ya bağlı Merkep (Tavşan) Adalarını da istedi.

Özellikle Yunanistan, İtalya, İngiltere ve Fransa, bu adaların 1914’ten beri Türkiye’den koptuğunu ve adalardaki demografik yapıyı (Rum nüfus çoğunluğu) gerekçe göstererek İsmet Paşa’nın bu isteklerini kabul etmek istemediler.

Lozan’da Meis Adası Mücadelesi

Balkan Savaşları sırasında Yunanistan‘ın işgal ettiği Meis Adası, 1914’te kâğıt üzerinde Gökçeada ve Bozcaada ile birlikte Osmanlı’ya bırakılmıştı. Ancak, 1914’te Birinci Dünya Savaşı başladığında Meis Adası fiilen Yunan işgali altındaydı. Meis Adası, 1915’te Fransa tarafından işgal edildi. Meis, Birinci Dünya Savaşı boyunca etkin bir üs olarak kullanıldı. Fransızlar, Meis Adası’ndan Anadolu kıyılarına saldırdılar. Fransızlar Meis Adası’nı 1921’de İtalyanlara bıraktılar.

10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması’nın 122. maddesinde “Türkiye halihazırda İtalyan işgalinde bulunan 12 Ada ile birlikte (…) Meis Adası üzerindeki haklarından İtalya lehine feragat eder” deniliyordu.

Türk heyeti Lozan’da 31 Ocak 1923’te konferansa sunduğu karşı teklifin 15. maddesinde “Meis Adası Türkiye’nin egemenliğinde kalacaktır” dedi.

İsmet Paşa, 8 Mart 1923’te çağıran devletlerin Dışişleri Bakanlarına gönderdiği bir mektupta, “Büyük devletlerin 1914’te Türk egemenliğine bıraktıkları Meis’in Türkiye’ye verilmesini” istedi.

Lozan’da 25 Nisan 1923 tarihli oturumda Meis konusu görüşüldü. İngiliz temsilci Sir Horace Rumbold, “Türkiye’nin Meis’i istemesinin Misak-ı Milli ile açıklanamayacağını” söyledi. “İngiliz temsilci heyeti kendi hesabına Türk teklifi kabul edilemez” dedi.

İsmet Paşa söz aldı: “Meis Adası’nın Türk karasuları içinde olduğunu ve bu adanın her zaman Türkiye’nin tamamlayıcı bir parçası sayıldığını” söyledi. “1914 Büyükelçiler Konferansı’nda bu adanın Türkiye’ye verildiğini” belirtti. İsmet Paşa sözlerini şöyle sürdürdü: “Karasuları içinde bulunan adaların, bu kara parçası üzerinde egemenliği elinde tutan devlete ait olması genel bir kuraldır. Bu istek Misak-ı Milli’ye aykırı değildir. Ada, Anadolu’nun tamamlayıcı bir parçasıdır ve Türkiye’nin güvenliği için gereklidir.”

İtalyan temsilci M. Montagna, Misak-ı Milli’nin 1. maddesini okuyarak bu isteğin Misakı Milli’ye uygun olmadığını söyledi: “Adadaki 6-7 bin kişilik nüfus içinde tek bir Müslüman ve Türk yoktur” dedi. “Durum böyle olunca sorunu tartışmanın hiçbir anlamı yoktur” diye de ekledi. İtalyanlar ayrıca Nisan 1923’te Meis Adası’nda yaşayanların 791 dilekçeyle İtalya’yı tercih etiklerini belirttiler.

Rıza Nur ise Meis’in, anlaşma tasarısının 6. maddesinde yer alan “Kıyıya 3 milden daha yakın adalar ve adacıklar kapsamına girdiğini” belirti.

Türkiye, Meis’i isterken güvenlik konusuna ek olarak kaçakçılık konusunu da gündeme getirdi. Türk heyeti, Meis ve Kaş arasındaki yoğun kaçakçılığın önlenmesi için adanın Türkiye’de kalması tezini savundu.

İngiliz ve Fransız temsilciler de Türkiye’nin Meis isteğini “kabul edilemez” bulduklarını belirttiler. Meis konusunda İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar birlikte hareket ettiler. Meis’e karşı Fransızlar Meriç sınırını tartışmaya açtılar. İtalyanlar ise Müttefik tazminatları konusunu gündeme getirdiler. Konferansın sonuna kadar çözülememiş bir sorun olarak kalan Meis, barışın önündeki en önemli engel haline geldi. Kanla kazanılan vatanı ve 10 yıldır beklenen barışı Meis için riske atmak olmazdı.

İsmet Paşa, 4 Haziran 1923 tarihli oturumda Meis ısrarından vazgeçtiklerini belirtti. Meis Adası’nın Anadolu karasuları içinde bulunduğunu, bu kıta parçasından ayrılmayacağını, Anadolu’nun huzuru ve askeri açıdan güvenliği için bu adanın Türkiye’ye bağlı olmasının zorunlu olduğunu; Türk temsilci heyetinin Meis isteğinin pek haklı nedenlere dayandığını belirttikten sonra Meis konusunda “çok ağır fedakârlık yaptıklarını” söyledi. Meis’e karşılık Türk heyeti Çanakkale Boğazı’na yakın Merkep (Tavşan) Adaları’nın Türk topraklarına katılmasını sağladı.

24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalandı. Türkiye Lozan’da Gökçeada, Bozcaada, Tavşan Adaları’nı ve Asya kıyılarına 3 mil uzaklıktaki adaları, adacıkları kurtardı. Ayrıca Yunanistan’a ait olduğu kabul edilen Limni, Semadirek, Midlli, Sakız, Sisam ve Nikerya Adalarının “gayri askeri statüde” olmasını kabul ettirdi. (Lozan Antlaşması Md. 12, 13, 15, Ek XV)

Lozan Antlaşması’nın 12. maddesinde, Yunan egemenliğine bırakılan adalardan söz edilirken “13 Şubat 1914 tarihli Londra Konferansı’nda alınıp 13 Şubat 1914 tarihinde Yunan hükümetine duyurulan karar doğrulanmıştır” denilmiştir. Yani Yunanistan’a bırakılan adaların 1914’te kaybedildiği Lozan’da açıkça belirtilmiştir.

Sonuç olarak Türkiye Lozan’da fiilen elinde olan hiçbir adayı kaybetmediği gibi fiilen elinde olmayan adalardan ikisini (Gökçeada ve Bozcaada) kurtarmayı başardı.

1932 Meis Antlaşması

Lozan Antlaşması’nın imzalandığı gün, İtalyan ve Türk delegeleri Meis’in silahsızlandırılması için mektup teatisinde bulundu. Buna göre İtalya, adadaki Fransız askeri üslerini yıkacaktı. Adayı silahlandırmayacak ve adada güvenliği sağlamak dışında kolluk kuvveti bulundurmayacaktı.

Türkiye, Lozan Antlaşması’nı onayladıktan kısa süre sonra Meis Adası’nın etrafındaki adacıkların kendisine ait olduğunu iddia etti. Türkiye, Lozan’ın 15. maddesinde Meis Adası etrafındaki adacıklara özel ve ayrı bir atıf olmadığından bu adacıkların kendisine ait olduğu tezini savunuyordu. Buna karşın İtalya, Meis etrafındaki adalar Meis’e bağlıdır ve İtalya’ya aittir diyordu. Türkiye haklıydı ve haklı olduğu bu davayı sonuna kadar savunacaktı. 

Türkiye, 1923’te bölgedeki adacıklara çıkarma yaptı. Halka bölgedeki adacıkları terk etmesi için 15 gün süre verildi. Aralık 1923’te Meis Adası civarındaki birçok adacıkta Türk bayrağı dalgalanıyordu. İtalya, Türkiye’yi protesto etti. Bir adacığı da işgal etti. Bunun üzerine Türkiye, İtalya’yı Lozan’a uymamakla suçladı. 1924’te Türkiye ve İtalya bu konuyu görüşmek için bir araya gelmek istedilerse de görüşme sağlanamadı.

1924’ten itibaren İtalya’nın 12 Adayı silahlandırması Türkiye’yi tedirgin etti. Türkiye, 1924’te bir taraftan 12 Ada’dan gelecek bir İtalyan saldırısına karşı hazırlık yaparken diğer taraftan Lozan’da çözülemeyen Musul sorunuyla uğraşıyordu. Bu nedenle hem Batı, hem Doğu sınırlarına asker yığıyordu. 1926’da Musul sorunu Türkiye’nin istemediği biçimde de olsa çözülünce Türkiye, Doğu sınırındaki birliklerini Batıya kaydırdı.

Haziran 1927’de bir grup Türk askeri, Rum kaçakçıların Meis’e bağlı bazı adacıkları üs olarak kullandıkları gerekçesiyle bu adacıklara çıktı. Türkiye’nin bu çıkışı, Türkiye ve İtalya arasında diplomatik görüşmeleri hızlandırdı. Türkiye, diplomatik süreç devam ederken kontrol ettiği adacıklardan çekildi. Türkiye ve İtalya, Anadolu sahilleri ve Meis arasındaki sınırı belirlemek için görüşmelere başladılar. Türkiye, sorunu gerekirse Lahey’e götüreceğini belirtiyordu. Sonunda sorun Lahey’e götürüldü. Ancak Lahey’de bir karar alınamadı.

1929’da Meis civarındaki “bayrak savaşları” yeninden başladı. Türkiye,  Meis’e bağlı adacıklara yeniden Türk bayrağı dikmeye başladı. Meis’in tam karşısındaki kasabaya da asker ve silah sevk etti. İtalya da bölgedeki bazı adacıklara İtalyan bayrağı dikmeye kalkınca ilişkiler yeniden gerildi. Ancak kısa süre içinde sorunun çözümü için yeniden diplomasiye başvuruldu.

Sonunda 4 Ocak 1932’de Ankara’da “Anadolu Sahilleri İle Meis Adası Arasındaki Ada ve Adacıkların ve Bodrum Körfezi Karşısındaki Ciheti Aidiyeti Hakkında İtalya Hükümeti İle Aktolunan İtilafname” imzalandı.

1932 “Meis Antlaşması”nın 1. maddesine göre Volo (Çatal Ada), Ochendra (Uvendire), Fournachia (Furnakya), Kato Volo (Katovolo), Prasoidi (Prasudi), Tchatallota, Pighi, Nissi, Tis Pighi, Recif Agricelia, Prousseclisse (Kaya), Pano Makri, Kato Makri (kayalıklar dâhil); Marathi, Roccie Voutzaky (Rocci Vutchaki), Dacia (Dasya), Nissi-Tis-Dacia, Alimentarya (Alimentaria), Caravola (Karavola) ve Karaada Türkiye egemenliğine giriyordu. Bunun karşılığında Türkiye de 8 adacık üzerinde İtalyan hâkimiyetini kabul ediyordu. 5. maddeye göre bölgedeki sınırlar da belirlendi.

İtalya, II. Dünya Savaşı’ndan sonra 1947’de 12 Ada ile birlikte Meis Adası’nı da Yunanistan’a devredecekti. Ancak Paris Antlaşması’na göre adalar silahsızlandırılacaktı. (Md. 14)

Görüldüğü gibi 1923 Lozan Antlaşması ile Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adalarını ele geçiren ve Yunanistan egemenliğindeki adaların askerden arındırılmasını sağlayan Türkiye, Lozan sonrasında da Meis bağlamında adalar mücadelesini sürdürmüş, 1932 Meis Antlaşması ile Meis Adası civarındaki pek çok adacığın egemenliğini ele geçirmiştir.

Diyeceğim o ki, Adalar Lozan’da kaybedilmedi. Adaların kaybı konusunda Cumhuriyeti kuranları suçlamaktan vazgeçin. Gerçek sorumluları arıyorsanız, donanmayı Haliç’te çürüten sultandan başlayabilirsiniz!

Numberone.com.tr

Pablo Picasso’nun çizim defteri ortaya çıktı

0

20. yüzyılın en büyük sanatçılarından biri olan Pablo Picasso‘nun daha önce hiç görülmemiş koleksiyonu, sanatçının beş yaşındaki çocuğuna figür çiziminde ustalaşmayı nasıl öğrettiğini gösteriyor.

Potanın kralı Fenerbahçe Beko

0

ING Basketbol Süper Ligi final serisi 4. maçında Anadolu Efes’i deplasmanda 92-80 deviren Fenerbahçe Beko seride durumu 3-1’e getirip şampiyonluğunu ilan etti.

ING Basketbol Süper Ligi’nde şampiyon Fenerbahçe Beko… Müthiş bir çekişmeye sahne olan final serisinde güçlü rakibi, son Euroleague şampiyonu Anadolu Efes’i 4. maçta da mağlup eden Fenerbahçe Beko durumu 3-1’e getirip 2021-2022 sezonunda şampiyonluğunu ilan etti.

Sinan Erdem Spor Salonu’na 2-1’lik üstünlükle gelen ve kazanması halinde şampiyonluğunu ilan edecek Fenerbahçe Beko maçı 92-80 kazanarak istediğini aldı. 4 yıllık şampiyonluk özlemine son veren Fenerbahçe Beko toplamda 10. şampiyonluğunu ilan etti.

SERİDE İLK 3 MAÇ

Fenerbahçe Beko, ev sahibi olduğu ilk iki maçı 85-76 ve 93-78’lik skorlarla kazanarak seride 2-0 üstünlük sağlamıştı. Üçüncü karşılaşmada 103-92 galip gelen Anadolu Efes, durumu 2-1’e getirmişti. Dördüncü maçta 92-80 kazanan sarı lacivertliler şampiyonluğa ulaşan taraf oldu.

Sinan Erdem Spor Salonu’nda oynanan karşılaşmaya ev sahibi Anadolu Efes; Shane Larkin, Vasilije Micic, Elijah Bryant, Chris Singleton ve Tibor Pleiss ilk 5’iyle başladı. Fenerbahçe Beko’nun ilk 5’i ise Pierria Henry, Nando De Colo, Tarık Biberovic, Jan Vesely ve Devin Booker’dan oluştu. Karşılaşmaya iki takım da pota altından bulduğu sayılarla başladı. İlk 5 dakikada iki takım da üç sayılık isabet bulamayınca periyodun bitimine 4:36 kala gelen televizyon molasına Fenerbahçe Beko, 11-7 önde girdi. Kalan bölümde kenardan gelen Guduric’in hücumdaki etkili performansı ile farkı açan sarı-lacivertli ekip, ilk periyodu 24-12 önde tamamladı.

İLK YARIYI ÖNDE KAPATTI

İkinci periyoda Fenerbahçe Beko, 5-0’lık seri ile başladı ve farkı 16’ya çıkartarak rakibine molayı aldırdı: 12-28. Karşılaşmadaki ilk periyodun bitimine 7:48 kala Dunston ile bulan Anadolu Efes, Larkin’in devreye girmesiyle ilk yarının bitimine 5:13 kala rakibine molayı aldırdı: 24-33. Periyodun kalan dakikalarında hücumda daha etkili bir performans sergilese de ilk yarıyı Fenerbahçe, 41-35 önde kapattı.

3’üncü periyoda iki takımda hücumda etkili başladı. Karşılıklı sayılarla geçilen ilk 5 dakika sonunda sarı-lacivertli ekip, televizyon molasına 57-50 önde girdi. Periyodun geri kalan bölümünde daha etkili olan Fenerbahçe, Vesely’nin son saniyede bulduğu basket ile karar periyoduna 70-61 önde girdi.

Karar periyoduna daha iyi giriş yapan sarı-lacivertli ekip, Metecan Birsen’in sayılarıyla etkili oldu ve farkı bitime 7:33 kala 12’ye çıkararak Ergin Ataman’a molayı aldırdı: 65-77. Kalan bölümde de rakibinin kendisine yaklaşmasına izin vermeyen sarı-lacivertli ekip, karşılaşmayı 92-80 kazanarak 2021-2022 sezonu Basketbol Süper Ligi şampiyonu oldu. Sarı-lacivertli ekipte Jan Vesely 18 sayıyla karşılaşmanın en skorer ismi olurken, ev sahibi ekipte ise Singleton ve Pleiss 17 sayıyla mücadele etti.

FİNAL SERİSİNE DAMGA VURAN ADAM JAN VESELY MVP SEÇİLDİ

  • 1. maç: 17 sayı, 7 ribaund, 1 asist
  • 2. maç: 18 sayı, 8 ribaund, 3 asist
  • 3. maç: 12 sayı, 4 ribaund, 3 asist
  • 4. maç: 18 sayı, 7 ribaund, 3 asist

Basketbol Süper Ligi Şampiyonluk Sayıları:

    • Anadolu Efes 15
    • Fenerbahçe Beko 10
    • Eczacıbaşı 8
    • Galatasaray 5
    • İTÜ 5
    • Ülkerspor 4
    • Beşiktaş 2
    • Tofaş 2
    • Pınar Karşıyaka 2
    • Muhafızgücü 1
    • Altınordu 1

Numberone.com.tr

Justin Bieber’dan iyi haber…

0

İyileşmeye başladığı iddia edildi

Kanadalı pop yıldızı Justin Bieber, iki gün önce Instagram hesabından kısmi felç geçirdiğini anlattığı bir video yayınlamıştı. Videoyu değerlendiren bir uzman, şarkıcının iyileşme belirtileri gösterdiğini açıkladı.

Bitcoin 1 buçuk yılın dibinde! Neden düştü, düşüş devam edecek mi?

0

Kripto para piyasası yeni haftaya hiçte iyi başlamadı. Satışlar önemli destek noktalarının kırılmasına neden oldu…

Olumsuz havanın nedeni şüphesiz geçtiğimiz hafta ABD enflasyon rakamının son 40 yılın zirvesiyle birlikte yüzde 8,6 olarak açıklanması. Bu kripto para piyasası ve hisse senedi gibi riskli varlıklardan çıkışı hızlandırdı.

Bu negatif görüntüyle birlikte lider kripto para birimi BTC / USD paritesi gelen sert satışlarla birlikte haftalık bazda 9 Mart 2020 tarihinden beri üzerinde olduğu yükseliş trendinin altında haftalık kapanış yaptı. Bu son derece önemli bir anekdot. Zira 2 senedir uzun vadeli yükseliş trend çizgisinin altında kapanış yapılması ana trendin yükseliş yönünde olduğu bir ortamda trend dönüşümüne yönelik ilk sinyal olarak yorumlanabilir.

Kritik seviye 29 bin dolar

Parite şimdi teknik anlamda 25 bin – 26 bin dolar bölgesinde bulunan ara destek bandında tutunmaya çalışacak. Ancak bundan da önemlisi bu hafta kapanışının 29 bin dolar seviyesi üzerinde olup olmayacağı. Bu seviyenin üzerindeki bir kapanış yaşanan son düşüşü bir sarkma olarak yorumlamamızı sağlayabilir. Ancak altında kalınması 20 bin – 22 bin dolar riskini masada tutacak öneme sahip…

Yönü FED belirleyecek

Bu seyir sonrasında piyasada gözler ise 14 – 15 Haziran tarihlerinde yapılacak FED toplantısında. FED, 15 Haziran tarihinde faiz kararını açıklayacak. İşte bu karar ve yapılacak açıklamalar piyasalardaki yönü tayin edecek yegane etmen. Beklentiler faiz artırımının 50 baz puan olması yönünde.

Ancak yüksek gelen enflasyon rakamlarıyla birlikte faiz artışını 75 baz puan bekleyen kurumlar da bulunuyor. Olumsuz olarak adlandırabileceğimiz bu senaryoda riskli varlıklardan çıkışın devamına neden olabilir. Dikkat!

Mehmet Çoban

Numberone.com.tr

Cumhuriyet devrimlerinin Avrupa yolculuğu

0

Gazeteci Gökhan Karakaş, Milliyet’teki köşesinde Cumhuriyet devrimlerinin Avrupa yolculuğunu kaleme aldı. Karakaş, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının Türkiye Cumhuriyeti’nin devrimlerini nasıl gerçekleştirdiğini kademe kademe anlattı…

Milliyet gazetesi köşe yazarı Gökhan Karakaş’ın köşe yazısı şu şekilde:

“Halifelik kaldırıldı, şapka inkılabı yapıldı, Medeni Kanun kabul edildi, İzmir İktisat Kongresi sonrasında İş Bankası kuruldu ve eğitim devrimiyle kız öğrenciler okullu oldu. Atatürk’ün önerisiyle yüzer sergi hazırlandı. Sadece 3 yılda gerçekleşen Cumhuriyet devrimleri beyaza boyanan Karadeniz Vapuru’na kondu ve devrimlerin Avrupa yolculuğu başladı.

Anadolu’nun kara bağrında Cumhuriyet adlı beyaz sayfayı açan Mustafa Kemal Atatürk, Avrupa’nın ‘Hasta Adam’ duvarını yıkmak için gerçekleştireceği devrimleri anlatacak bir halkla ilişkiler çalışması istiyordu. Halifelik kaldırılmış, şapka inkılabı yapılmış, Medeni Kanun kabul edilmiş, İzmir (Türkiye) İktisat Kongresi’nin sonunda ekonomik gelişme için İş Bankası kurulmuş, eğitim devrimi yapıldıktan sonra kız öğrenciler eğitime kazandırılmış, aşar vergisi kaldırılarak tarım canlandırılmıştı. Ticaret Bakanı Ali Cenani Bey sadece 3 yılda gerçekleşen devrimleri bir gemiyle Avrupa’ya götürme fikrini Atatürk’e sundu. Atatürk’ün onaylamasıyla ‘devrim yolculuğu’ için bakanlık bütçesinden 100 bin TL ayrıldı. İstanbul Ticaret Odası da proje için 500 bin TL verince, 1924 yılında 4200 İngiliz Sterlini ‘ne Hollanda’dan alınan yolcu gemisi S/S Karadeniz yolculuk için seçildi.

Günün tartışması: Atatürk’ün 1.2 kilometre kültür yoluna ihtiyacı var mı?

0

Gazeteci yazar Ertuğrul Özkök, eşinin adına gönderme yapan ‘Tansu’ya Mektuplar’ isimli ‘newsletter’ olarak yayınladığı yazılarında bugün Beyoğlu Kültür Yolu‘ndan bahsederek günün tartışmasını başlattı.

Ertuğrul Özkök, Tansu Mektuplar’da şunları yazdı:

GÜNÜN TARTIŞMASI: ATATÜRK’ÜN 1.2 KM KÜLTÜR YOLUNA İHTİYACI VAR MI

Geçen hafta Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan’la birlikte Beyoğlu Kültür Yolu Festivali’nin bir bölümünü izledim.

Festivalin ana merkezi Atatürk Kültür Merkezi olduğu için orada buluştuk.

Ben gittiğimde ünlü yazarımız Ayvaz Beşiroğlu ile sohbet ediyordu.

Beşiroğlu birazdan AKM’nin harika kütüphanesinde gençlerle sohbet edecekti.

O sohbetin bir bölümüne ben de katıldım ve ilginç bir gözlemim oldu birazdan anlatacağım.

KÜLTÜR BAKANININ EN İDDİALI ÜÇ PROJESİNDEN BİRİ

Beyoğlu Kültür Yolu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un görev geldiğinden beri en tutkuyla sarıldığı üç projeden biriydi.

Biri Göbeklitepe ve çevresi, öteki Çeşme Yarımadası projesi ve üçüncüsü de Türkiye’nin büyük şehirlerinde kültür yolları yapmak.

Buna İstanbul’da Beyoğlu’ndan başladı.

Buradaki büyük şansı da Beyoğlu eski Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’ın bakan yardımcısı olmasıydı.

O da bu projeye tutkuyla sarıldı.

Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız da projeye sahip çıkınca kısa sürede çok güzel sonuçlar alındı.

Bugün size Beyoğlu Kültür Yolu Festivali’nden izlenimler anlatacağım.

Ama önce, aynı sıralarda Ankara’da da açılan Kültür Yolu ile ilgili bir tartışmaya nokta koyalım.

ANITKABİR İÇİN 4.7 KM’YE 1.2 KM EKLEMEK GEREKİYORDU

Ankara Kültür Yolu açıklandığında bazı çevrelerden şu eleştiri geldi:

“Bu güzergaha Anıtkabir’i de niye koymuyorsunuz….”

Bakan Ersoy bu eleştiriye çok üzülmüş.

Dün bu konuyu kendisiyle konuştum.

Şunu söyledi:

“Ankara Kültür yolu 4.7 kilometrelik bir güzergah. Yürüyerek gezilmesi öngörülüyor. Anıtkabir’i bu güzergahın içine almak için 1.2 kilometre daha eklemek gerekirdi. Bu da hiçbir şey değildi. Ancak Anıtkabir gibi Cumhuriyet’in en büyük sembollerinden birini bu güzergaha almak doğru olur muydu? O zaten kendi başına bir güzergah. Her yıl yüzbinlerce insan sadece oraya gitmek için geliyor. Ayrıca şu da var: Atatürk’ün 1.2 kilometrelik bir kültür yoluna ihtiyacı mı var bu ülkede? “

Bakan şöyle devam etti:

“Ayrıca yenilenen Etnoğrafya Müzesi içinde Atatürk’ün naaşının Anıtkabir’e taşınmasını anlatan çok güzel bir bölüm açtık.”

İLAHİYAT MEZUNU 10. YIL MARŞI İLE MEZUNİYET KEPİ ATIYORSA

Bakan bu sözleri söylediğinde önümde bir haber duruyordu:

İlahiyat Fakültesi mezunları mezuniyet törenlerinde geleneksel kep fırlatma anında 10’uncu Yıl Marşını söylemişler hep birlikte.

Daha geçen hafta Erciyes Üniversitesi gençlik festivalinde 40-50 bin kişinin hep birlikte söylediği “İzmir’in Dağlarında Çiçekler Açar” marşını bütün Türkiye viral olan videodan izledi.

Aynı şeyi ben de söyleyeceğim. Bu ülkede Atatürk’ün kültür yoluna ihtiyacı mı var…

Atatürk son 10 yılda milletin en sevilen kahramanı olarak Türkiye’nin gönlünde yerini aldı.

Bazı çevrelerin sistematik karalama kampanyaları onu küçültmedi, tam aksine daha da daha da büyüttü.

Şimdi dönelim ve Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan’la AKM’den başlayarak Kültür Yolu Festivalinde biraz dolaşalım.

AKK’NİN GİRİŞİNDE METAVERSE BİR KUYRUK

AKM’nin girişinde ilk dikkatmi çeken şey, hemen sağ taraftaki bir kuyruk oldu.

Çoğu genç bir kalabalık Refik Anadol’un sergisine girmek için bekliyordu.

Çünkü küresel biçimde tasarlanan dijital ekranların bulunduğu küçük salona ancak belli sayıda ziyaretçi alınabiliyordu.

Kültür Bakan Yardıcısı ile birlikte olduğum için kuyrukta beklemeden salona girdik. Ama bunu yapmadan kuyrukta bekleyen gençlere gidip mazeretimi anlattım. Beni anlayışla karşıladıklarını sanıyorum. Ayıpladılarsa da özür dilerim.

Refik Anadol her zamanki gibi olağanüstü bir eser hazırlamış.

BU SERGİYE METAVERSE DEMEK YANLIŞ MI

Orta yerinde durduğumda nedense kendimi ‘Metaverse’ bir alemde hissettim.

Bunu Instagram hesabımdan paylaştığımda, bazı yorumcular ‘Bunun metavers ile alakası ne’ diye eleştirdi.

Haklı olabilirler ama şu sıra hangimiz metaverse kavramı konusunda tam bir bilgiye sahibiz ve bunu anlatabiliyor muyuz?

Benimki bir duyguydu böyle dedim.

AYVAZ BEŞİROĞLU ZARA’DA BATTAL GAZİ OKURKEN BEN İZMİR‘DE NE OKUYORDUM

Ayvaz Beşiroğlu kitaplarından bazılarını bildiğim, ama Doğan Hızlan’dan hep övgüyle dinlediğim bir yazarımız.

Onunla tanıştık.

AKM’nin kütüphanesinde gençlerle yaptığı sohbetin ilk bölümünü büyük ilgiyle dinledim.

İlkokula gitmeyen annesinden almış ilk kitap okuma derslerini ve yönlendirmelerini. Türk ve İslam eserlerini çok küçük yaşta okumaya başlamış.

O bölümü anlattıktan sonra sordum:

“İlkokulda sizi en çok etkileyen yazarlar kimlerdi?”

En çok Battal Gazi hikayelerini okurmuş.

Sonra orta ve lise yıllarında ise Yahya Kemal’i şiirleri gelmiş.

Tabii bir de Ahmet Hamdi Tanpınar var.

BİR YANDA BATTAL GAZİ ÖTE YANDA İKİ ÇOCUĞUNH DEVRİALEMİ

Ayvaz Beşiroğlu 1953 doğumlu. Yani benden 6 laş küçük.

O Zara’daki çocukluk günlerinde bunları okumuş.

Aşağı yukarı aynı yaşlarda bense İzmir’de Tom Miks, TeksaS,. Red Kid ve Spirou okuyordum.

Başucu kitabım “Kaşifler ve İcadlar Ansiklopedisi’ydi.

Okuduğum ilk roman ise sünnetimde halamın oğlunun hediye getirdiği 12 ciltlik “İki Çocuğun Devrialemi” kitabıydı.

Bir yıl sonra Kon Tiki’yi okumuştum.

Hepsi de yabancı çizer ve yazarlar tarafından üretilmişti.

Orta ve Lise yıllarımın yazarlarına gelince:

Beni en çok etkileyen iki yazar Albert Camus e Sartre olmuştu. “Yabancı” ve “İş İşten Geçti” başucu kitaplarımdı. .

Türkiye’den ise Orhan Kemal ve Yaşar Kemal ilk idollerimdi.

İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ: HAYIR ŞU APTAL SORUYU SORMAYACAĞIM

Ayvaz Beşiroğlu o yıllarda kanuni ve ud taksimleri dinliyormuş.

Ben ise Beatles, Rollings Stones, Hollies, Bob Dylan dinliyordum.

Şu aptalca soruyu sormayacağım.

Bunların hangisi daha iyidir?

Biri milli ve yerli, öteki kökü dışarda ve yoz mudur…

Hayır bunların ikisi de kültür.

Zara ve İzmir arasında 1313 kilometre mesafe var.

İkisi de Türkiye ve bu ülkede birbirinden farklı kültürler yaşıyor.

Kendimi hiçbir zaman belli bir milli ve yerli değerler çerçevesi içine hapsetmedim. Bundan dolayı da hiç pişmanlık veya kompleks duymadım.

Benim için bunların ikisi de aynı ölçüde saygıdeğer yetişme biçimleridir.

Beyoğlu festivalinde saygı duyduğum Ayvazoğlu’nu dinlerken bunu bir kere daha anladım.

İkimiz de bu ülkenin insanlarıyız.

TELEVİZYONDA UNUTTUĞUM OLAĞANÜSTÜ BİR SERGİ

Ahmet Misbah Demircan’la birlikte yaptığımız Beyoğlu Kültür Festivali sohbeti ve ziyaretini geçen hafta TV100’deki “Cengiz ile Ahtapot programında da anlattım. Ancak orada çok önemli bir sergiden söz etmeyi unutmuşum.

Bu festival çerçevesinde AKM’de Hüsamettin Kocan’ın otobiyografik sergisi “Ayağımdaki Diken” de vardı. Çocukluğunun Baksı’sına dönüş ve o dönem hikayelerinden esinlenen sergi gerçekten çok güzeldi.

Bu sergiden söz etmediğim için özellikle Mustafa Taviloğlu ve Sedat Ergin’den eleştiri aldım.

Haklılar. Bence festivalin kaçırılmaması gereken durdaklarından biriydi.

GALATOPRT’TA ŞAŞIRTICI BİR GÖBEKLİTEPE SERGİSİ

Bakan yardımcısı ile birlikte AKM’den çıkıp Kültür yolunun son durağı sayılan Galataport’a gittik.

Orada beni çok şaşırtan bir Göbeklitepe sergisi vardı.

Göbeklitepe’den gelen orijial eserler ve yanlarında yazılı hikayeleri insana güzel bir Göbeklitephe ziyareti yaptırıyor.

Ama serginin en çarpıcı bölümü, siyah perdeyle kapanmış bir salona girdiğinizde karşınıza çıkan  Göbeklitepe taşlarının replikları oluyor.

Çok güzel bir ışıklandırma ve sergileme..

İnsanı etkiliyor.

Bu arada serinin bir de ürün satış bölümü var ki, sanatçıların bu kazıdan etkilenip yaptığı takılar çok ilgi çekici ve estetik.

7 BİN ETKİNLİK, 5 BİN SANATÇI BU FESTİVAL İÇİN FAZLA DEĞİL Mİ

BKF çerçevesinde 7 bine yakın etkinlik yapılıyor.

Rakamlar çarpıcı:

84 ayrı lokal. 40 mekan, 3 açıkhava sahnesi, 15 sokak sahnesi, 4 cadde etkinliği yapılıyor.

Katılan kurum ve sanatçı sayısına gelince; …

4953 sanatçı ve 53 kültür ve sanat kurumu…

Sergiyi gezen ve konuştuğum bazı sanatseverler bu kadar etkinlik ve sanatçı sayısının fazla olduğunu söylüyor.

Ayrıca sanatçıların çeşitlendirilmesinde de yarar var deniliyor.

BAKAN ERSOY: GELECEK YIL AKM’DE BİR SERGİ 9 AY KALACAK

Kültür Bakanı Ersoy’a bu konuyu açtığım zaman, gelecek yıl festival stratejisini biraz değiştireceklerini söyledi.

Buna göre AKM’de yılda ana sergi olarak büyük bir sergi açılacak ve bu sergi 9 ay boyunca kalacak.

BENCE  ‘GONZO TUĞRUL’ BEYOĞLU KÜLTÜR YOLUNUN BİR DURAĞI

Geziyi bir Upper Cihangir şakası ile tamamlayalım.

Beyoğlu Kültür yolu güzergahına baktım.

Mesela Tomtom sokak var ama Cihangir’in öteki sokakları yok.

Oysa Cihangir’in kafeleri artık özellikle sinema, tiyatro ve televizyon kültürünün ana arteri haline geldi.

Yıldırım Türker, ‘Gonzo’ Tuğrul Eryılmaz, Halil Ergün, Selçuk Yöntem gibi insanları Upper Cihangir sokaklarını gezen bir kültür yolcusu için ilginç simalar değil mi…

Tuğrul Eryılmaz’ın T24’deki seviyeli magazininin her hafta konusu olan bin insanların her biri kültür hayatımızın ender ikonaları olarak bu güzergâha rahatlıkla dahil edilebilirler.

Arzederim….

Ertuğrul Özkök

Numberone.com.tr

Formula 1’de Red Bull duble yaptı

0

Formula 1 Dünya Şampiyonası’nın 8. ayağı Azerbaycan Grand Prix’sinde, Red Bull takımının Hollandalı pilotu Max Verstappen birinci oldu.

Başkent Bakü’nün sokaklarında oluşturulan 6 kilometrelik pistte 51 tur üzerinden koşulan Azerbaycan Grand Prix’sine, sıralama turları sonunda “pole” pozisyonunu kazanan Ferrari pilotu Charles Leclerc‘in yarışa veda etmesi damgasını vurdu.

Leclerc, lider götürdüğü yarışa 20. turda motor arızası nedeniyle veda etti.

Diğer Ferrari pilotu İspanyol Carlos Sainz da 9. turda aracında meydana gelen arıza nedeniyle yarışa devam edemedi.

Böylece iki Ferrari aracı, arıza nedeniyle yarış dışında kaldı.

Alfa Romeo’nun Çinli pilotu Zhou Guanyu ve Haas’ın Danimarkalı pilotu Kevin Magnussen de araçlarındaki teknik arıza nedeniyle yarışı bitiremedi.

Aston Martin’in Kanadalı pilotu Lance Stroll da bitime 3 tur kala yarışa veda etti.

Leclerc’in yarış dışı kalmasının ardından liderliğe yükselen Verstappen, kalan bölümde yerini korudu ve damalı bayrağı ilk sırada geçti.

Diğer Red Bull pilotu Sergio Perez yarışı 2’nci bitirirken, Mercedes’ten George Russell ise 3’üncü oldu.

Bu zaferle Verstappen, kariyerindeki 25. yarış galibiyetini elde etti.

F1’de 7 şampiyonluğu bulunan Mercedes’in Büyük Britanyalı pilotu Lewis Hamilton ise yarışı 4. sırada tamamladı.

Bu sezon şu ana kadar Red Bull takımından Max Verstappen’in 5, Charles Leclerc’in (Ferrari) 2, Sergio Perez’in (Red Bull) ise bir yarış galibiyeti bulunuyor.

Sezonun 9. yarışı Kanada Grand Prix’si 19 Haziran’da yapılacak.

Pilotlar ve takımlar klasmanının ilk 5 sırası şöyle:

Pilotlar

1. Max Verstappen (Hollanda): 150 puan

2. Sergio Perez (Meksika): 129

3. Charles Leclerc (Monako): 116

4. George Russell (Büyük Britanya): 99

 

5. Carlos Sainz (İspanya): 83

Takımlar

1. Red Bull: 279

2. Ferrari: 199

3. Mercedes: 161

4. McLaren: 65

5. Alfa Romeo: 47

Numberone.com.tr

Marka anlaşmalarıyla milyarderler listesine girdi

0

Dünyaca ünlü ABD’li golfçü Tiger Woods, Forbes’un milyarderler listesine girdi. Forbes’a göre Woods’un servetinin çoğu; Nike, Rolex ve Monster Energy gibi markalarla yaptığı işbirliği anlaşmalarından kaynaklanıyor.

Milli sporcu Gülnaz Coşkun’dan altın madalya

0

Avrupa Okçuluk Şampiyonası’nda, kadınlar klasik yay bireyselde ülkemizi temsil eden Gülnaz Büşranur Çoşkun, finalde Almanya’dan Michelle Kroppen’i 6-2 yenerek Avrupa şampiyonu oldu

Almanya’da düzenlenen Avrupa Okçuluk Şampiyonası’nda klasik yay kadınlar kategorisinde milli sporcu Gülnaz Coşkun, altın madalya kazandı.

Münih kentinde düzenlenen organizasyonda Gülnaz, finalde Alman rakibi Michelle Kroppen ile karşılaştı.

İki sporcu, atışlarda aynı puanları topladı ve ilk 2 set, 2-2’lik eşitlikle geçildi.

Üçüncü ve dördüncü sette eşitliği bozan Gülnaz, rakibini 6-2 yenerek altın madalyaya ulaştı.

Numberone.com.tr

“Abdi İpekçi karikatüre vurgundu”

0

Milliyet köşe yazarı Turgut Çeviker, “Çizgileriyle Yaşayanlar” yazısının ikinci bölümünde karikatüristlerimizi anlatmayı sürdürürken Abdi İpekçi’nin karikatüre verdiği önemi vurguladı.

İşte o yazı;

Simge Sağın elbiseli ev haliyle mest etti

0

Ünlü şarkıcı Simge Sağın, konserlerde giydiği cesur kıyafetleri ve fiziğiyle gündeme gelen isimler arasında yer almaya devam ediyor. Her konserinde dekolteli kıyafetleriyle dikkat çeken güzel şarkıcı, son olarak ev haliyle sere serpe uzandığı pozunu paylaştı. Sağın’ın paylaşımı beğeni yağmuruna tutuldu.

Sağın, sosyal medya paylaşımlarıyla adından söz ettirmeye devam ediyor. Türkiye’de ‘Miş miş’ ve ‘Öpücem’ şarkısıyla adını herkese duyuran ve günlerce trend olan parçalarıyla tanınan Simge Sağın, son olarak ev halini paylaştı. Elbiseli ev pozuyla sere serpe uzanan şarkıcı güzelliğiyle baş döndürdü.

ELBİSELİ EV HALİYLE MEST ETTİ

Instagram hesabından ev halini paylaşan şarkıcı, fiziğiyle beğeni topladı. Koltuğunda sere serpe uzanarak poz veren güzel şarkıcının paylaşımı dikkatleri üzerine topladı. Ünlü şarkıcıya binlerce beğeni ve yorum yapıldı.

simge1

Bazı takipçileri güzel şarkıcının paylaşımına, “Kalpten gittik teşekkürler” sözleriyle iltifat yağdırdı.

simge sağın

CESUR POZUYLA GÜNDEM OLDU

Üst üste sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan şarkıcı, ev hali paylaşımının ardından Instagram hikayesindeki göğüs dekolteli pozuyla da takipçilerinin dikkatini çekti.

simge

Derin göğüs dekolteli siyah elbisesiyle poz veren Sağın, sosyal medyada dikkatleri üzerine topladı.

Numberone.com.tr

Number1 Kuşadası stüdyoları açıldı

0

Number1 stüdyoları Kuşadası’nda yayına başladı.

Açılış programı Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel ile gerçekleşti.  Ömer Günel burada Kuşadası Sokak festivali hakkında da bilgi verdi.

Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel ’i radyo programında ağırlayan Kadir Çetin ise buradaki yayınlarda birbirinden ünlü sanatçıları ağırlayacaklarını ve önümüzdeki günlerde plaj partileri, video müzik ödülleri ile altın güvercin beste yarışması gibi etkinliklerde yine Number1 mecralarında yer bulacağı müjdesini verdi.

Ege mutfağından lezzetlerin yer aldığı festival Ayhan Sicimoğlu ile Latin All Star’s grubunun konseri ile  taçlandı.

Numberone.com.tr

Atiye 9 yıl sonra yayımlanan albümüyle dijitalde zirvede

0
Şarkıcı Atiye’nin, geçtiğimiz günlerde yayımladığı Türkiye’nin ilk fusion pop albümü ‘Deli İşi’ büyük ilgi gördü.

Atiye’nin, geçtiğimiz günlerde yayımladığı Türkiye’nin ilk fusion pop albümü  ‘Deli İşi’ büyük ilgi gördü. Dokuz şarkıdan oluşan Mikslarj etiketli albüm Atiye’nin dokuz yıl aradan sonra yayımladığı ilk albüm. Albüm iki hafta içinde Apple Music ve Spotify albüm listelerinin zirvesine yerleşti.

Sibel Algan, Burcu Tatlıses Murat Güneş Zeki Güner gibi önemli isimlerin yazdığı şarkıların bulunduğu ‘Deli İşi’nde tüm şarkıların düzenlemesi albümdeki birçok şarkının bestesine de imza atan Erol Sebebci’ye ait.

Enerjik çıkış şarkısı “Dalgana Bak”ta bize başkalarının ne dediğini düşünmeden, kalbimizin sesini dinlememizi öğütleyen Atiye, “Kendime Not” isimli trap pop şarkısının son bölümündeki rap performansıyla dinleyicileri şaşırttı.

Numberone.com.tr

Kuşadası’nda festival heyecanı: Hayat Sokakta

0

Sağanak yağmura rağmen büyük bir coşkuyla gerçekleşen festival kapsamında kentin turistik noktalarına kurulan lezzet durakları ve kent sahneleri ziyaretçi akınına uğradı.

KUŞADASI’NDA HAYAT SOKAKTA AKIYOR 

Kuşadası Sokak Festivali, ikinci gününde birbirinden renkli etkinliklere sahne oldu.

Sağanak yağmura rağmen büyük bir coşkuyla gerçekleşen festival kapsamında kentin turistik noktalarına kurulan lezzet durakları ve kent sahneleri ziyaretçi akınına uğradı.

Çeşitli gösteriler ile renklenen Kuşadası Sokak Festivali, bölgeye has yöresel lezzetleri sokak müziği, sokak sanatları ve sokak eğlencesi ile birleştirerek kentte adeta bayram havası estirdi.

Gastronomi, kültür, sanat ve eğlence, Türkiye’nin turizm başkenti Kuşadası’nda “sokak” konsepti ile birleşerek festivale dönüştü.

10 Haziran’da gerçekleşen coşkulu bir kortej yürüyüşü ile başlayan Kuşadası Sokak Festivali’nin ikinci gününde Tarihi Kervansaray’da Ayhan Sicimoğlu eşliğinde Zeytinyağı Tadım Atölyesi, ADÜ Davutlar Meslek Yüksek Okulu Öğretim Görevlisi Şef Ozan Güngör’ün katılımıyla Yöresel Lezzet: Bolama Atölyesi geniş katılımla gerçekleşti.

Dopdolu içeriğiyle ikinci gününde de katılımcılarına muhteşem anlar yaşatan Kuşadası Sokak Festivali kapsamında İbramaki Sanat Galerisi’nde ‘Doğal Mantarlar’ başlıklı söyleşiyle Jilber Barutçiyan, ‘Aydın’ın İnciri:

Sarı Lop’ başlıklı söyleşiyle Nuri Ağaçcı ve ‘Antik Dönemde Yemek Kültürü’ başlıklı söyleşiyle Müjde Tönbekici gastronomi tutkunları ile buluştu.

2022/06/14949968421655057304.jpgHAYAT SOKAKTA 
Kuşadası Belediyesi ile Kuşadası Altın Güvercin Kültür Sanat ve Tanıtım Vakfı (KUSAV) iş birliğiyle, ‘Hayat Sokakta’ sloganıyla “Lezzet Sokakta”, “Eğlence Sokakta”, “Müzik Sokakta” ve “Sanat Sokakta” başlıklarında düzenlenen festival kapsamında kurulan lezzet durakları ve kent sahneleri büyük ilgi gördü.

2022/06/3702896101655057301.jpgLEZZET ŞÖLENİ YAŞANDI 

Kuşadası Sokak Festivali kapsamında kentin 8 farklı noktasında lezzet durakları kuruldu. Festival katılımcıları, aldıkları biletler ile lezzet turlarına katılarak Adnan Menderes Üniversitesi Turizm Fakültesi ve Kuşadası Aşçılar Derneği’nin danışmanlığında hazırlanan yöresel yemeklerin tadına baktı.

Lezzet turları kapsamında Kervansaray’da incir banma, Kale Kapısı’nda kese yoğurdu ile kuru biber ve Ege otlu mücver, Kaya Şavkay Meydanı’nda kabak çiçeği dolması, Sevgi Sokak’ta iç bakla, ArkeoPark’ta yuvalama ile kuzu etli şevketi bostan, Heykel Sokak’ta keşkek ve bolama, Bülent Ecevit Parkı’nda incir uyutması, Güvercinada’da ise kalburabastı servis edildi.

2022/06/16458739521655057298.jpgMÜZİK VE EĞLENCE SOKAĞA TAŞTI 

Kuşadası’nın 7 farklı noktasında kurulan sahnelerde Samos Rembetiko Müzik, Kerimcan Temel, Yusuf Gülerhepşen, Emre Dinler, Sercan Özkaratufan, Ege Kabalak, Melih Gezmen, Rumeli Bandosu, Lefkoşa Ritmorkestra Grubu, Bate Bumbo, Violinist Kate dönüşümlü olarak performans sergiledi.

Samos Dans Grubu, Latin Dans, Aydın Büyükşehir Belediyesi Kadın Zeybek Ekibi, City Circus, Tea Party, Pinions, Mirror Family, Samba Steps, Pandomim, Uçan Canlı Heykel, Hip Hop, Roman Havası, Çınarköy Zeybek Ekibi, Lefkoşa Engelsiz Modern Dans Ekibi, Lefkoşa Studio 21 tarafından sergilenen gösteriler ise katılımcılar tarafından büyük bir ilgiyle izlendi.

2022/06/8049182601655057305.jpgAYHAN SİCİMOĞLU VE LATİN ALL STARS COŞTURDU Kuşadası Sokak Festivali’nin ikinci günü Ayhan Sicimoğlu ve Latin All Stars konseri ile devam etti. İsmail Cem Dostluk ve Barış Meydanı’nı dolduran dinleyiciler Latin All Stars tarafından seslendirilen birbirinden güzel şarkılar eşliğinde gönüllerince eğlendi.

İşte festivalden görüntüler:
2022/06/2617132741655057302.jpg
2022/06/3148797861655057293.jpg
Numberone.com.tr

Verdi’nin son başyapıtı AKM’de sahnelenecek

0

Besteci Giuseppe Verdi‘nin son başyapıtı ‘Falstaff’ operası, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından 15 Haziran’da Atatürk Kültür Merkezi’nde sahnelenecek.

William Shakespeare’in ‘Windsor’un Şen Kadınları’ ve ‘IV. Henry’ oyunlarından uyarlanarak hazırlanmış olan eserin, Verdi tarafından bestelenmek istenmesinin en büyük nedenlerinden birinin, Verdinin Shakespeare olan hayranlığı olduğu bilinmektedir.

Eserin librettosu ise Arrigo Boito tarafından yazılmıştır. Verdi, birçok dramatik ve trajik opera bestesinin ardından, bu gülünç, muzip ve nükteli opera eserini bestelerken büyük bir keyif aldığından bahsetmiştir.

14. yüzyıl İngiltere’sinde geçen eserde, Shakespeare’in yarattığı en eğlenceli karakterlerden biri olan şişman çapkın Falstaffın , aynı anda evli ve iki iyi dost olan Alice Fordu ve Meg Pagei baştan çıkarmaya çalışması ile zincirleme olaylar başlar. Bu insanlık komedyasında; aşk, para, hırs, entrikalar.

Tüm beşeri duyguların yaşandığı bir karmaşanın sonunda , budalalarla dolu olan bu dünyada, her şey bir şakadan ibaret olduğu vurgulanır.

REJİSOR BONAJUTO, ŞEF VİLLA 

İtalyanca olarak seslendirilecek olan eserin rejisörü Renato Bonajuto, Orkestra Şefi ise Roberto Gianola olacak. Dekor tasarımı Efter Tunça, kostüm tasarımı Ayşegül Aleve, ışık tasarımı ise Yakup Çartık‘a ait. Eserin koro şefi ise Paolo Villa olacak.

Temsilde Sir John Falstaff rolünde Işık Belen, Ford rolünde Caner Akgün, Fenton rolünde Ufuk Toker, Dr. Cajus rolünde Çağrı Köktekin, Bardolfo rolünde Can Reha Gün, Pistola rolünde Göktuğ Alpaşar, Alice Ford rolünde Şebnem A. Kışlalı, Nannetta rolünde Dilruba Bilgi, Mrs. Quickly rolünde Deniz Likos ,Mrs. Meg Page rolünde Barbora Hitay sahne alacak.

Real Madrid, Aurelien Tchouameni’yi kadrosuna kattı

0

İspanya La Liga ekiplerinden Real Madrid, Fransa Lig 1 ekiplerinden Monaco forması giyen Aurelien Tchouameni‘yi transfer ettiğini açıkladı.

Nerede o eski Jurassic?

0

Milliyet köşe yazarı Müjde Işıl, “Jurassic Park” film serisini köşe yazısına taşıdı. Işıl, serinin son filmi olan “Jurassic World Hâkimiyet” için, “Belleğe kazınacak aksiyon sahneleri yaratamıyor ama “Jurassic Park”ın efsanevi kadrosunu yeniden bir araya getirerek nostalji yaşatıyor.” dedi.

İşte o yazı;